Kültür - Sanat

İslâmiyet’te iyilik ve diğerkâmlık

Diğerkâmlık, nefsi egoistlikten sıyırarak cemiyet içinde yardımlaşmayı kurar, fertleri endişeden kurtarır ve karşılıklı feragatler gösterilerek insanların huzur ve saadet içinde yaşamalarını mümkün hâle getirir. Beşeriyete hitap eden İslâmlığın diğerkâmlığı budur.

İslâmlığın diğerkâmlık felsefesi Resulü Ekrem’in şu Hadis-i şerifinde veciz bir şekilde ifade buyurulmuştur: “Bir kimse kendi nefsi için arzu ettiği güzel şeyleri din kardeşi için dahi arzu etmedikçe mümini kâmil olamaz.”[1]

Şu hâlde kendin için istemediğin ve arzulamadığın her şeyi din kardeşlerin için de istemeyecek ve arzulamayacaksın. Bu ne büyük ve insani bir duygu. İslâm dininin büyüklüğü ve azameti yalnız bu insanlık umdesinde bile gözleri kamaştıran bir güneş gibi parlar. İslâm dinindeki bu ileri duygunun zıddı “Yalnız bende olsun, başkalarında olmasın.” tezidir. Egoistliktir. Bu da hiç şüphesiz hasis emelli ruhların, bozuk ahlak ve karakterlilerin, dünya malına düşkün olanların. Allah korkusu duymayanların bir hissidir ki bu fani âlemi huzursuzluğa sürükler. Böyle düşünen bir insan acaba başkasının kendisinden daha yüksek bir varlık göstermesini ister mi? Böyle düşünen bir kimsenin İslâmiyet derecesi çok düşüktür. “Benden sonra Tufan.” şeklindeki inançlar da bu kötü duygunun başka türlü tezahürüdür ve iyi ruh taşımayan, kendi nefsini ve canını her şeyden üstün tutan zavallı kimselerin duygularıdır. Bu duyguları taşıyanların Müslümanlıkla irtibatları yok gibidir.

Şefkatli bir anne oğlu hasta olunca “Yarabbi onun yerine ben hasta olayım, benim ömrümden al ona ekle. Onun yerine ben öleyim, sakın bana onların acısını ve elemini gösterme. Âmin.” diye dua eder. İşte bu içli dua İslâm dininde diğerkâmlığın hâlis bir ifadesidir.

Resulü Ekrem ve Nebiyi Muhterem bir Hadis-i şerifinde “Müslüman olanın elinden, dilinden bütün Müslümanlar selâmette bulunur. Yâni Müslümanlara hiçbir zararı dokunmamak Müslümanın icaplarındandır.”[2] buyuruyor. Bu hadisi şerife göre yardım etmeğe takatin yetmese bile din kardeşlerine zarar vermemezliğin, diğerkâmlığın belirtilerindendir. Bununla beraber İslâm dininde diğerkâmlık ağır bir külfet ve zor bir faaliyet değildir. Bu duyguyu taşıyan her Müslüman daima kolaylıklı iyilik yapmak imkânını bulabilir. Resulü Ekrem bir Hadis-i şerifinde “Yol üstünde geçmeye engel olan bir ağacı kesen birini cennette gördüm.” Diğer birinde “Bir gaziye yardım eden yahut evine bakan harbe gitme sevabı alır.” Diğer bir Hadisinde “Bir kimsenin hayvanına binmesine veya yükünü yüklemesine yardım etmesi, tatlı söz söylemesi, herhangi bir hayır için adım atması, yoldan geçene rahatsızlık veren bir şeyi gidermesi de birer sadakadır.” Diğer bir Hadisinde “Sizden birinizin eli altında, bir din kardeşiniz hizmet için bulunursa ona kendi yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin, ona gücü yetmeyeceği iş teklif etmesin, ederse ona yardım etsin.” buyuruyor. Bu Hadiselerdeki yüksek insani duygular imanlı ruhları daima tesir eder ve onlara evlerinde ve cemiyet içinde daima iyilik yapmalarına yol açar.

Otobüste bir ihtiyara, çocuklu bir kadına yerini vermek, sakat bir vatandaşın inmesine binmesine yardım etmek, komşunun çeşmeden suyunu getirmek, bakkaldan ekmeğini almak, mektubunu yazmak ve okumak dinin emrettiği iyilik ve diğerkâmlıktır. Bu gibi güzel huylar bugünkü cemiyet hayatının temelidir. Din kardeşleri arasındaki yardımlaşmayı temin ve takviye için Resulü Ekrem “Mümin, mümin için bir duvar gibidir, birbirini tutan kuvvettir.” buyuruyor. Şu hâlde hiçbir mümin, diğer bir mümini devirmeye, kötü duruma düşürmeye çalışmayacak, kuyusunu eşmeyecektir. Böyle yaparsa kendisi de eştiği çukura düşer. Yahut müşterek duvarın altında kalır. İslâm dininin iman anlayışında geniş manasıyla diğerkâmlık duygusu mevcuttur.

İnsanların kalbine, gönlüne bu iyi duygu yerleşir ve elbirliği ile ve yardımlaşarak birbirlerini destekler ve yükseltmeye çalışırlarsa gönüller hoş, kalpler rahat ve insanlar dünyada mesut ve bahtiyar olurlar.

Resulü Ekrem bir Hadis-i şerifinde “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulüm etmez, bir sıkıntıya düşerse yalnız bırakmaz. Bir din kardeşinin bir ihtiyacına yardım edenin Allahütealâ hacetini temin eder. Bir Müslümanın darlığına ferahlık verenin Allahütealâ bir ahiret darlığına ferahlık verir, bir Müslümanın ayıbını örteninde Allahüteala ayıbını örter.” buyuruyor…

Görülüyor ki bir din kardeşinin sıkıntısı bizim sıkıntımız bir din kardeşinin kederi bizim kederimizdir. Bir taraftan bir din kardeşi darlık ve ıstırap içinde kıvranırken diğer tarafta bunu bilerek veya görerek bir Müslümanın ona yardım elinin uzatılmamasına imkân yoktur. İslâm dini işte bu diğerkâmlığı emreder. Peygamber efendimiz buyuruyor ki “Komşusu aç olduğu hâlde kendisi tok olarak geceleyen hakkıyla iman etmiş olmaz.”

İslâm dinindeki diğerkâmlığın hedefi İslâmlık ve insanlıktır. Aileye, mahalleye, memlekete ve dünyaya hizmet hep bu hissin bir devamıdır. Resulü Ekrem bir hadisi şerifinde “Müslümanlıkta hayırlı bir iş icat eden onun ecrini aldığı gibi onu işleyenlerin sevabının bir misli de ona yazılır ve onların sevapları eksilmez. İslâm’da kötü bir şey icat eden de onun günahını kazandığı gibi onu işleyenlerin günahının bir ayni de ona yazılır ve onların günahı da eksilmez.” buyuruyor. Bu Hadis-i şerif ile İslâmlık ve insanlık için çalışmanın ne kadar sevaplı bir iş olduğunu anlamak mümkündür.

Resulü Ekrem Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bazı yakınları ile bir ramazan günü bir seferde bulunuyorlardı. O gün bir kısmı oruçlu, bir kısmı da oruçsuzdu. Bu dinin kulu takdirine ve takatine bıraktığı bir haktır. Seferde olan ister oruç tutar isterse onu kaza için başka zamana bırakır. Akşam bir yere geldiler ve konakladılar. Resulü Ekrem de oruçlular meydanında idi. Gün çok sıcak olduğundan oruçlular hayli sıkıntı çekmişlerdi. Konak yerinde oruçsuz olanlar derhâl faaliyete geçti ve oruçluların istirahatini temin etti, sofra hazırladı, su hazırladı, çadır kurdu. Velhasıl bütün işleri oruç tutmayanlar gördü. Hep beraber bir sofrada oturarak iftar ettiler. İftardan sonra Resulü Ekrem oruç tutmamış olanların yaptığı yardımı överek “Gerçi orucu biz tuttuk fakat sevabı onlar kazandı.” buyurdular. Görülüyor ki başkası için çalışmak hem zevkli bir hizmet, hem de sevap getiren bir faaliyettir.

Bir Müslümanın eline iyilik yapmak fırsatı geçerse kaçırmamalıdır. Zira onu bir daha bulmak belki de kabil olmaz. İyilik ve diğerkâmlığı ihtiyarlığa ve son zamana bırakmamalıdır. Doğacak iyilikleri yapmaktan kaçınmak ve nasıl olursa iyilik yapmak imkânını ileride bulurum demek Müslümanları daima pişmanlığa götürür.

İyilik yapan bir Müslüman hiçbir şeyini kaybetmez, buna karşılık çok şey kazanır. Bir Müslüman bir din kardeşine hayır dua etse o anda bir melek âmin der, Allahütealâ sana da böyle bir nimet ihsan buyursun diye dua eder.

Ey Müslümanlar, her zaman iyilik yapmak fırsatını arayınız. Yalnız şunu unutmayınız ki İslâmiyet’te karşılık beklemeden iyilik yapmak şarttır. Yani “Ben şu adama şimdi iyilik yaparsam günün birinde o da bana yardımda bulunur.” şeklinde düşünmek bile iyiliği ve diğerkâmlığı hatta imanı zaafa uğratır. İyilik yapacak fakat hiçbir karşılık beklemeyeceksin. “İyilik yap denize at balık bilmez ise Hâlik bilir.” İyiliği yaparak başa kakmak da kötü bir ahlaktır. Bu sevap yerine insana günah kazandırır.

Allah her kulun rızkını verir. Bir şey bulursa yemek ve bulamazsa Allah’a şükretmek her kulun kârıdır. Fakat İslâmiyet’te diğerkâmlık “Bir şey bulursa kendinden daha muhtaç olanlara vermek ve bulamazsa Allah’a şükretmek” demektir. Başkasını düşünmek, nefsini sona bırakmak ve feragat müminin İslâm lezzeti ve iman hazzıdır…

Diğerkâmlık başkası için çalışmak zevki ve ululuğudur. Aile için, komşu için, millet için, vatan için. Bu hisleri taşıyan kimse mümini kâmil ve tam manasıyla ileri bir yurtseverdir. Ey Müslümanlar şahsımızdan daha çok ailemiz ve milletimiz için çalışalım ve bu suretle dünyada yurdumuzu ve dinimizi koruyalım. Bu yolda kendimizi çok çok sıkalım ve ahirette de yüz aklığı ile Hak Teâlâ’nın huzuruna çıkalım.

Senem Duran

Süleyman Demirel Üniversitesi • SINIF ÖĞRETMENLİĞİ

Hüma dergisi, Sayı: 21

 


[1] Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72

[2] Tirmizî, İman, 12

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
All Pages