Farabi düsturunda iyi toplumun inşası

İlk İslâm filozofu olarak görülen Farabi, 8. ve 13. yüzyıllar arasındaki İslâm’ın Altın Çağı’nda yaşamış bir âlimdir. Biz kendisini felsefi yönüyle bilsek de aynı zamanda gök bilimci, mantıkçı ve müzisyendir. İslâm bilim geleneğinde hemen hemen tüm âlimlerde gördüğümüz gibi çok yönlü bir şahsiyettir. Fakat kendisi felsefede yaptığı orijinal çalışmalarla adını “İkinci Öğretmen” (elmuallimü’s-sani) olarak tarihe yazdırmıştır.
El-Muallimu’s Sani
Farabi, Maveraünnehir’de Farab ilinin Vesic köyünde H. 257/M. 870 yılında dünyaya gelmiştir. Bir süre Men de tahsil gördükten sonra Bağdat’ta, Harran’da ve Şam’da bulunmuştur. Felsefeye olan ilgisi onu Bağdat’ta iken Ebu Bişr Metta b. Yunus’tan ders almaya götürdü. Daha sonra Harran’da Yuhanna b. Haylan’dan da mantık ve felsefe dersleri aldı. Bu eğitimlerden sonra da Halep ve Şam dolaylarının Sultanı olan Seyf ad-Devle’nin çağrısı üzerine Şam’da yerleşik hayata geçti.
İslâm geleneğinde ilk öğretmen Aristoteles için kullanılmış bir tabirdir. Bunun nedenine kısaca değinirsek Aristo yaptığı bilim tanımı ve tasnifleriyle antik Yunan’dan 16.yüzyıla değin otoritesini korumuştur. Farabi ise Aristo’dan farklı olarak, kendi zamanında felsefe, mantık, psikoloji, musiki, matematik ve tıpta büyük çalışmalar ortaya koymuş, bunların yanında birçok dil de öğrenmiştir. İşte ayrışan bu yönleri ile kendisi ikinci muallim unvanıyla anılmaktadır.
Yaşadığı Şam’da vefat eden Farabi’nin ölümü Sultan Devle’yi derinden üzmüştür. Zeki, çalışkan çok da iyi bir insan olan Farabi, müellif birçok eser kaleme almıştır. Kendisi felsefenin amacının insanın önce kendini sonra âlemi araştırarak mutluluğa ve iyiliğe ulaşması olduğuna inanmış ve insan davranışlarının hayra yönelmesi gerektiğini her bağlamda vurgulamıştır. Ona göre felsefe yapmak âlemin varlık nedenini araştırmaktır.
Farabi düsturu
Farabi’nin de bağlı olduğu nazar (kuramsal) felsefe, varlıkları neden sonuç ilişkisi içinde konumlandırır. Amelî felsefe ise davranışlarla ilgilidir. İnsanın niyet ve davranışlarını ölçüt alır. İnsan dünyada ruh ve beden bütünlüğüyle bulunan bir varlık olarak her şeyden önce sağlığına dikkat etmelidir. Dünyaya geldiği andan itibaren yararlı ve zararlı davranışları öğrenmeye mecbur olan insan, hayatta kalmak adına kendisi için iyi olanı seçme yetisini geliştirir. Bütün canlılar bedenini korumak ve neslini devam ettirmek isterler. Hayvanlar bu içgüdüyle hareket ederken insanlar, eşyanın nedenlerini arama yetisi ile hareket ederler. Bu da akıl ile mümkün olur. Hayvan nesneleri içgüdüsü ile tanır ve hareketlerini buna göre düzenler, insan ise aklıyla tanır. Akıl yolu ile iyiliğe yönelip kötülükten uzak durmak insanı erdemli kılar.
Kendisi hakkında düşünen, kendisiyle öteki nesneleri ayırabilen insan kendi bilincinin farkında olarak yaşam sürer. Farabi’ye göre bilginin amacı insanı tanımak olmalıdır ve insanı tanımak için de âlemi tanımak gerekir. İnsanı anlamak için âlemi anlamak gerekir diyen Farabi’nin anlayışına göre insan âlemin bir parçasıdır. İnsanı ve âlemi kavramaya çalışan Filozoflar, felsefe yaptıkça aşırılıklardan uzak durur ve mutluluğu arar. Farabi İslâm’ın insana koyduğu ölçütleri sistematik bir şekilde düşünmüştür. İnsanın davranışlarını iyi, kötü ve bunun ikisi arasında olan davranışlar olmak üzere üçe ayırmıştır. Bu ölçüye göre iyi davranışlar, ölçülü davranışlardır. Farabi’nin ölçülü davranıştan kastı itidalli davranış demektir. Aşırılıktan kaçmak yani korkaklıkla atılganlık arasında olan davranış ve savurganlıkla cimrilik arasındaki tutum, Farabi nezdinde övgüye değer bir davranıştır. Farabi, ruhları ahiret sonrası itibariyle üçe ayırır; iyi ruhlar, fasık ruhlar, cahil ruhlar. Mutlu insanların ruhuyla cahil ve fasıkların ruhlarını birbirinden ayırmaktadır. Bir insanın ruhunu erdemlerle donatmaması Farabi’ye göre kendine kötülük etmesidir. Erdem sahibi insanların ruhları öldükten sonra sonsuza dek mutlu yaşarlar, fasık ruhlar ise mutsuz olurlar der.
İyi toplumun temeli
İnsan bedenî zevke veya düşünce zevkine eğilim gösterebilir. Bu düşünce zevkinden kasıt ilim öğrenme, başarma ve topluma yararlı olma gibi zevkleri içerir. Bu tür zevklere geç kavuşulur, ancak bunlar uzun sürer. İnsan iyiyle kötüyü ayırt ederek iyi olan davranışları seçerse kuramsal bilgiyle amelî davranışı sentezlemiş ve dengeyi sağlamış olur. Kendisi iyi insanın mutlu insan olduğunu, iyilik ve mutluluğun kötülükten uzak bir toplumu oluşturacağını düşünür. Toplumda yardımlaşmanın esas olduğu üzerinde çokça durmuştur, insan toplumsal bir varlıktır bu sebeple var olduğu toplum içinde insanlarla el ele olmalıdır. Farabi, din ve felsefeyi birbirinden ayrı asla düşünmemiştir. Aklın doğru kullanılmasının insanı dinin gereğini yapmaya yönlendireceğine kanaat getirmiştir. Bu açıdan bakıldığında iyiliği ve kötülüğü erdemli olmak ve erdemsiz olmak zemini üzerinden açıklamıştır. Sevgi, adalet, doğruluk ve bilgelik kavramlarına özellikle vurgu yapan Farabi, iyiliğin ve iyi olanın baki olduğunu çok net bir şekilde ifade etmiş ve bunu kendi kurduğu felsefe anlatımının temeline konumlandırmıştır. Bu düşünce şekline göre din, insanlara erdemli ve hayırlı işleri yapmayı emreder. Bu da yardımlaşan ve birbirinin ihtiyacını gözeten bir toplumu beraberinde getirir. Ayrıca Farabi’ye göre insanların iyi olmaları ve mutlu olmaları için bir yönetim altında yaşamaları gereklidir çünkü insan sosyal bir varlıktır.
İyilik aynı zamanda kötülüğün olmadan önce önlem alınarak ortadan kalması şeklinde bir toplumsal yaşam planı ortaya koymuştur. Erdemli insanım iyi insan olduğunu, bu insanlardan oluşan toplumun iyi toplum olduğunu ve iyinin hem bu dünyada hem de ahirette sonsuz mutluluğa erişeceğini iyilik tanımının alt başlıkları altında açıklamıştır. Farabi ayrıca bu sistematik kuramı itibarıyla Batı’da 16.yüzyıla değin birçok bilim adamını düşünce dünyasına etki etmiştir.
Hüma dergisi, Sayı: 21
Zeynep Sultan Sınırlı
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi • BİLİM TARİHİ



