Kültür - Sanat

Dervişler birbirine neden ‘ya hû’ der?

Arapça’da üçüncü tekil kişi zamiri olan ‘dan türetilen bir kelime “hüviyet”. Bugün kimlik dediğimiz kelimenin karşılığı olan hüviyet, kişinin varlığının Hû’ya, O’na yani Allah’a nisbetle var olduğuna işaret etmesi açısından dikkate değer bir mana taşır. T. Ziya Ergunel, hüviyet kelimesini etimolojik bir okumaya tâbi tutuyor.

Hüviyet’in Allah teala için kullanıldığında O’nun zatına, kendisinden başka mevcut olmayan varlığına işaret edeceğini söyleyen Ergunel, bu kelimenin insan için ise kimlik manasına geldiğini vurguluyor. İnsan, kimliğini, hüviyetini gerçek manada tahakkuk ettirebilmek için, kulluk makamına kadem basmalıdır. Kulluk, dilimize yerleşmiş haliyle Allah’ın yaratığı olmak anlamı taşımaz. ‘Hepimiz Allah’ın kuluyuz’ diye meşhur bir replik vardır. Daha çok hak, adalet ve eşitlik arayışında dilimizden dökülür. Oysa kulluk, İslam’ın insan için getirdiği bütün erdemleri kendisinde yaşatanların halidir. Bu halin tek yetkin numunesi Hazreti Peygamber Aleyhissalatü vesselamdır. Biz de Fahr-i Âlem’e ne kadar benzersek, o kadar kul oluruz.

Gönülden kasıt kalb-i selimdir

Ziya Ergunel de kulluğun, Hakk’a yakınlaşma cehdinin gönülle olacağını, gönülden kastın ise kalb-i selim olduğunu vurguluyor. Kalb-i selim âdemiyetin, insanlığın yani nefha-i ilahi olan ruhumuzun merkezidir. Kalb, Allah’ın nazargahıdır. İnsanı mükerrem kılan beşeriyet, fani vücut değil, Allah’a olan kurbiyyetimizdir. Zira, insanın insandan üstünlüğü ancak takvayladır. Takva ise, Allah’ın hatırını kırmak, emrine muhalif ameller işlemekten imtina etmektir. Bu imtina kişiyi yakin makamlarında seyrettirir. Bütün bunlardan ötürü insanın hüviyeti, baş gözünün gördüğü maddi kısmı değil, onun ruhudur.

Ergunel, yazısının ilerleyen kısmını, Karamanlı Aynî‘den aldığı epigrafın üzerinden sürdürüyor. “Hüviyetten haberdâr ol, de-gil ya hû, nedir ya hû / İşaretdir, beşâretdir, dilinde cân eder ihdâs” diyor Karamanlı Aynî. Beyit, hüviyetten haberdar olmayı teklif ediyor. Ne olduğumuzu, ne için olduğumuzu bilmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Bu, insanın hakikatının peşine düşmesi demektir. Hakikatının peşine düşen insan, nefsinin yol göstericiliğine son vermelidir. Hakikatını araştıran insan görecektir ki kendinde olanlar taraf-ı ilâhiden kendisine ihsandır. Bu ihsanları bir ipucu olarak takip ettikçe de Rabbinin tecelli ettiği en yetkin mazhar olduğunu müşahede edecektir insan.

Halife, mustahlefi gibidir

“Kendini bilen Rabbini bilir” mealindeki hadis-i şerif, insanın halifetullah olduğuna işaret eder. Zira halife, mustahlefi gibidir. Yani kendisini halife kılan gibi. Kendini bilen Rabbini bilir ve her yerde O’nun tecellilerini müşahede eder. Her ne yana dönse ‘hû’, O vardır. Bu irfanda olan kişi ihsanı da tahakkuk ettirmiştir, kendisi Hakk’ın zatını göremese de, Hakk’ın onu gördüğünü ve daima O’nun huzurunda olduğunu yakinen bilir.

T. Ziya Ergunel, tekke terbiyesinde dostların birbirine ‘ya hû’ ünlemesini, hüviyetten haberdar olunduğuna, herkeste ve her şeyde O’nun bulunduğuna işaret olarak zikrediyor. Birisine hitâben söze ‘ya hû’ diye başlamak hem o kişiye ‘ey O’nun nurunun zuhuru’ demek, hem de samimi bir muhabbet ve dostluğun izharıdır.

Elifi ötürü okumak

Hüviyet kelimesinin ilk hecesini farklı bir çok vecheden ele alan Ergunel, Yunus Emre‘nin dillere pelesenk olan “Yaradılanı severiz Yaradan’dan ötürü” mısralarının bulunduğu kıta başındaki “Elif okuduk ötürü” mısrasını alarak, burada da ‘hû’nun Türkçe ifadesi ‘o’ya dikkat çekiyor. Türkçe’de de büyük harfle yazılan ‘o’, ‘hû’ gibi Allah’a işaret eder. Bununla birlikte, götürü pazar eylemeyi ise, dünyada mahlukata hüviyyet nokta-i nazarından ayrım yapılmadan bakıldığını ifade eden bir mısra olarak açıklıyor Ergunel.

T. Ziya Ergunel, hüviyetten haberi olmayanın kesretteki vahdeti göremeyeceğini, bunun neticesinde de farklılıklara takılıp, senlik benlik derdine düşüp O’nu unutarak bir türlü ‘hû’ diyemeyeceğini ifade ediyor. Hû diyememenin nefes alamamakla aynı olduğunu vurgulayan Ergunel, nefesin farkında olanlar için bir zikir olduğunu da ekliyor.

“Nereye dönerseniz Hakkın vechi oradadır”

Hû zikrinin kalbi diriltmenin ve hüviyetten haberdar olmanın imkan ve alameti de olduğunu vurgulayan T. Ziya Ergunel, bunun yanısıra hû zikrinin havassın, nefs-i mutmainne mertebesinin ve ihsan makamının zikri olduğunu aktarıyor. Hüviyetinden haberdar olanlar ve sülûkunda hû esmasının makamına yükselenler, her nereye dönseler Allah Teala’nın vechinin orada olduğunu müşahede ederler. Hû isminin esrarı cümlemize açılır inşallah.

Ahmed Sadreddin yazdı

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
All Pages