Kültür - Sanat

sonraki cumartesi

Öykü • sonraki cumartesi

sonraki cumartesi

yolculuk tatsız başladı.
sıkılıyorduk. sıklığı ve şiddeti artan kavgalarımızdan birini henüz yaşamıştık. salim, ikimize de iyi gelir diye tatile çıkmayı teklif etmişti sonrasında. heyecanı yoktu. özensiz bir hazırlıktan sonra gidelim, dedim. kapıdan çıkarken arkadaşının da bizimle geleceğini söyledi. yeniden kavga etmemek için sustum. 

önce trafiğe yakalandık. sonra tekere vida saplandı. buraya kadar nasıl geldik bilmiyordum. sürekli penceren dışarıya bakmıştım. üzerime karanlık bir öfke çöreklenmişti. her şeyini bildiğim çok tanıdık öfke. arabanın arka koltuğunda oturuyordu. onu tanımıyordum. ses tellerinde tırmık vardı sanki. konuşuyordu yine de. ağız dolusu, soluklanmadan. tuhaf şekilde haz duyuyordum mecbur kaldığımız bu durumdan. bataklıktı. saplandığım için öfke doluydum. gıdıklayan sıcaklığı olduğu için keyifliydim. 

iyi şeyler olur bazen, dedi. yüzü karanlıkta kalıyordu. yani bazen derken, çok çok bazen demek istedim, diye devam etti. dudaklarında sünepe bir tebessüm vardı bunları söylerken. mesela çocuk, dedi. koca ömürde bir ya da iki kere gelir insanın başına. kazayla ya da isteyerek. ama iyidir. çocuk iyidir yani, dedi. göz kırptı. gördüm. karanlığın içinde anlık bir parlamaydı. alaycıydı. dayanamadım. kaç çocuk büyüttün, diye sordum. hiç, dedi. gülümsedi yine. tecrübe etmediğin şeyin iyi olduğunu nasıl söyleyebiliyorsun, dedim. tırmıklı sesi çatallandı iyice. dünyada deneyimlemediğim çok şey var ama neyin iyi olup neyin olmadığını biliyorum, dedi. 

çıt sesi duydum içimde. damarlarımdan biri patladı ya da kalbimin oralarda bir yer. beni hâlâ sakin beni hâlâ sevecen tutan yer kırıldı. yüzüme hücum eden kanın sesini duyabiliyordum. titreyen ellerimin yaydığı dalga arabayı yutuyordu. nasıl bu kadar emin olabiliyorsun, dedim. sesim beklediğimden daha gürdü. salim araya girdi. elimi tuttu. biraz sakin, dedi. arka koltuktakinin sesi ufak bir telaşa dönüşmüştü. abartılı tepkiler veriyorsun, bu sıkıcı yolu katlanır hale getirmeye çalışıyorum, dedi. bu kadar basit olamaz, dedim. sadece konuşmuş olmak için konuşamazsın. kesik bir kahkaha çıktı ağzından. sadece konuşuyordum işte, dedi. sinirlenmeye başlamıştı. birkaç dakika önce ahkâm kesen o tavır gitmişti. istediğimi elde etmiştim. aklımdan zafer sarhoşluğu böyle galiba, diye geçirdim. o an dünyadaki her şeyden önemliydi. şimdiye kadar söyleyemediğim her şeydi bu tepkim. salim’e ya da diğerlerine söyleyemediğim her şey. sınırı geçmiştim. ihtimalleri konuşabilirsin en fazla, diye devam ettim konuşmaya. iyidir belki, diyebilirsin. iyi olduğunu sanıyorum, diyebilirsin.  yeryüzündeki bütün çocukları tanımış kadar kesin konuşamazsın, dedim. tamam, teslim oluyorum, dedi. ellerini yukarı kaldırdı. tebessüm etmeye çalışıyordu. telefonum çaldı.

cansu hanım, dedi telefondaki.
anneniz kendisini kötü hissediyormuş. sizi görmek istediğini söyledi. mutlaka gelmeniz gerekiyormuş. yaşlı bakımevindeydi annem. hiç istemiyordu orada olmayı ama böylesi hepimiz için daha iyiydi. arka koltuktakine baktım. salim’e baktım. boğazımda kalan her şeye baktım. son bir darbeye ihtiyacım vardı. o geri adımı görmüşken duramazdım. hiç müsait değilim, dedim. siz anneme sonraki cumartesi geleceğimi söyleyin. telefonu kapattım. salim, gitseydik keşke, dedi. cevap vermedim. yola bakmaya devam etti. arka koltuktaki sinmişti iyice.

yolun kalanında konuşmadık.
dört gün sonra yeniden karşılaştık. mezarlıkta. salim’in yanında duruyordu. ismini hâlâ bilmiyordum. yanına gittim. bak dedim, çocuk iyi bir şey olsaydı bu güller dört gün önce annemin odasını süslüyor olacaktı. artık mezarını süsleyecek. yine güldü. en azından gül almışsın. mezarına da tükürebilirdin, dedi. 

her şey ıslanmaya başladı

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu