Kültür - Sanat

Sömürü ajanı İngiliz misyonerleri nasıl çalışırlar?

Misyonerlik tarih boyunca hep tartışılagelen, merak edilen konulardan birisi olmuştur. Misyonerlik nedir, misyoner kimdir? Özellikle Osmanlı Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu bir dönemde ciddi derecede azınlık okulları açıldı. Birçok yabancı diplomat, vd. kişi gelip başkent İstanbul’a yerleşti. Bu durumu sadece entegrasyonun bir parçası olarak yorumlamak mümkün mü? Elimizde, bu konuda bizi aydınlatan bir kitap var. Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma’nın yazdığı, Beyan Yayınları arasından çıkan “Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri”.

Sırma kitabını dört başlıkta toplamış: Misyonerler nasıl yetiştiriliyor, misyoner-mason ilişkileri, Londra Protestan Misyoner Cemiyet Merkezi ve misyonerlerin çalışma metodu. “Misyonerler nasıl yetiştiriliyor” başlıklı bölümde yazar, İngiliz misyonerlerin hepsinin Londra’daki Protestan Misyoner Merkezi tarafından yönetildiğini belirtiyor: “İngiliz Misyon Cemiyeti her sene bütün rüştiye mektepleri çocuklarının zekilerinden- tabii babalarının rızasıyla- ihtiyaca göre otuz kırk talebe ayırarak himayesine alır, onların kabiliyetine göre üçer, beşer ayırarak dünya ülkelerinin kendilerince lüzum hissedilen mıntıkalarına sevk ederler. Mesela ikisini Türkiye’ye, üçünü Nubi’ye, dördünü Hindistan’a, üçünü Tibet’e, beşini Rusya’ya vs. yerlere serpiştirirler.” (S. 24) Süreyya Sırma burada Herbert isimli bir misyonerin Osmanlı’nın son döneminde İstanbul’a gönderilip, isminin değiştirilmesiyle bir aileye teslimini okurlarına aktarıyor. Herbert hemen Türkçe, Fransızca ve Arapça öğrenip kısa sürede Bab-ı Ali’ye kadar yükseliyor. Hariciye Nezareti tercümesine memur oluyor. Muhammed Ali ismini alıp her akşam Müslümanların gittiği kahvehane ve bozahanelere devam edip burada insanların dostluğunu ve sevgisini kazanıyor. Herbert düzenli aralıklarla İngiliz sefaretine gidip yaşadıkları ve gördükleriyle ilgili olarak devletine bilgi veriyor. Yazar, buna benzer birçok hikâyenin önemli kısmını okurlarıyla paylaşıyor.

İngilizler kütüphane namı altında İstanbul’da misyoner faaliyet merkezleri kuruyor. İstanbul’daki misyoner ve Protestanlar burada toplanıyor. Yazar, bu merkezlerde misyonerlerin “Türklere özel ehemmiyet vererek, Türklerin Hristiyanlaştırılmasını sağlamak için gayret gösterdiklerini” belirtiyor. (S.39)

Misyonerlerin nasıl düzenli çalıştığını da gözler önüne sermiş

Süreyya Sırma, Londra Protestan Misyoner Cemiyet Merkezi, dünyanın her tarafına dağılmış diğer misyoner merkezleri ve buradakiler hakkında da ilginç bilgiler veriyor. Kendileri hakkında şöyle bir ifade kullanıyorlar: “Avrupa’nın iki penceresi vardır: Birincisi, pek büyüğü, sefahat, sefalet ve israf penceresidir; zinhar Avrupa’ya buradan bakmayınız, pişman, nadim ve mahvolursunuz. Diğer pencere ise ilim, ticaret, ziraat ve sanayi penceresidir. Fakat bu pencere pek küçüktür, bulmak için iyice aramalıdır.” (S.65)   Merkezdeki misyoner Polinkers’e göre Türkler, Osmanlı’nın son döneminde din ve milletinden uzak kalmıştır. Osmanlı kadınlarını da hayatın içine sokup tüm Müslümanların Protestan olmaları için dua ve ayin yapılması gerektiğinden bahsediliyor.

Yazar, kitapta misyonerlerin nasıl düzenli çalıştığını da gözler önüne seriyor. İngiliz Sömürge Bakanlığı Osmanlı Devleti’nin zayıf noktalarını tespit etmiş ve bunlarla ilgili bir rapor yazdırmış. Raporda Osmanlı’nın Sünni-Şii, amir-memur, Osmanlı-İran gibi ihtilaflara, Osmanlı’nın ekonomik olarak zor durumda olmasını nasıl kendi lehlerine çevireceklerine dair ifadeler yer alıyor. Misyoner Hempher şu ifadeleri kullanıyor: “Miladi 1710 senesinde, İngiliz Sömürge Bakanlığı, beni, Mısır, Irak, Hicaz ve Hilafet merkezi olan İstanbul’da casusluk yapmakla görevlendirildi. Bana verilen görev; Müslümanların kuvvetini kırmak ve İslam ülkelerini sömürgeleştirmek için gereken bilgileri toplamaktı.” (S.81) Misyoner Teşkilatı Hempher’e şöyle bir ifade ile mektup yazıyor: “Eğer sen, İslam ülkelerinde Sünni-Şii kavgasını başlatabilirsen, Büyük Britanya’ya en büyük hizmeti yapmış olacaksın!” (S.82)

Kitabın sonlarına doğru yazar İngiltere hesabına çalıştırılacak Müslümanları elde etme yollarını paylaşıyor. Kandırılacak kişiler teşhis ediliyor, liderlik aşılanıyor, itikadlar sarsılıyor, misyonerler şarap ve kadından yararlanıyor, Müslümanlar gerektiğinde pohpohlanıyor, kandırılan Müslümanlar âlimlerden uzak tutuluyor, kandırılanlar takip ediliyor ve netice… Yazar kitabın sonunda bir konferans sürecinde misyonerlerle ilgili bir anısını paylaşıp kitabına nihayet veriyor.

Kitap misyoner, misyonerlik, özelde İngiliz misyonerlik faaliyetlerini merak edenler için oldukça önemli ve değerli.

Sedat Palut

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu