Kültür - Sanat

Mehmet Genç Hocamız, sâde ve asîl bir insandı

Yitiğimiz ile buluşturdu: LÛGAT

Hayatımda; “İyi ki tanımışım…” dediğim nadir insanlardan biridir Mehmet Genç Hocamız. İzmir’den İstanbul’a geldiğim ilk vakitlerde bir program vesilesi ile tanımıştım bu nurlu simayı, bu latif şahsiyeti… Bu tanışıklık belki de son nefesime kadar yâdım olacaktı. Zira; Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nden sonra hayatıma tesir eden 2. kişi olmuştu. En önemlisi; bizi bir yitiğimiz ile, LÛGAT’ımız ile buluşturmuştu. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri ile birlikte anmamın bir sebebi de bu olsa gerek. Üstad da Risâle-i Nur’da kelime inşâsı ve ihyâsı yapar, bizleri yitiğimiz ve medeniyetimiz ile buluşturur. Öyle ki Risâle-i Nur; tamamıyla FASİH Arapça, FASİH Türkçe ve FASİH Farsça Kelime ve Terkiblerden oluşur. Muazzam bir deryanın içinde yüzersiniz âdetâ…

Sahafta beni bekliyordu…

O gün Mehmet Genç Hocam, DEVELLİOĞLU LÛGATI’ndan bahsetmişti. O sıralarda Yedihilal Derneği’nde genç hanım kardeşlerime KELİME İHYÂSI dersimi veriyordum. Ziyaret etmekten keyif aldığım yerlerden biri de; SAHAF’lardır. Dersten sonra sahafa, bir keyif yürüyüşümü yaparken; şu an hâlâ bana yârenlik yapan -eski baskı- DEVELLİOĞLU LÛGATI’nın rafta zâten beni bekliyor olduğunu bilmiyordum. Hayretler içindeydim…. Kitap tam karşımdaydı. Mehmet Hocamız’ın bahsi üzerine, kitabın hızlı bir şekilde hayatıma buyur edilmesi beni ziyadesiyle memnûn ve mesrûr eylemişti. Bu; taşıması ağır, oldukça kalın lûgatımızı alıp eve gelmiş, daha sonra derslere de götürerek talebelerime tanıtmıştım: İşte yitiğimiz!…

Şuur damıtısı…

Yıllar böyle sürüp giderken; Mehmet Genç Hocam’ın programlarından bir şuur damıtısı olarak çok şey öğreniyordum. Peki bunlar kuru bir malumat mıydı yalnızca? Elbette ki hayır. Sadece malumat değil, Mehmet Hocam’ın asaleti ve şahsiyetiydi aslında derslere keyif, bizlere tesir veren. Sadeliği anlatmak zordur. Zira; hiç şatafat yoktur. Doğaldır, tabîdir, özdür, özgündür. Özgedir de bir bakıma. Güneş’in, Kamer’in, Yıldızların tarifi gibi… Anlatılamaz ama sevilir. Sadelik de böyledir.

Letafet ve Asalet onun en zinetli giysileriydi

Mehmet Genç Hocam’ın talebesi; İstanbul Medeniyet Üniversitesi Bölüm Başkanı Ahmet Cihan Bey; “Mehmet Hocamız’a dair hatıralarını yazar mısın…” diye ricada bulundu. Kaleme almayı pek de düşünmüyordum aslında. Fakat Ahmet Hocam’ın da talebi üzerine, bu yazı vücuda gelmiş bulundu. Mehmet Hocam’a dair yazacağım şeylerin üst başlığı: SADE’lik ve ASALET’tir. Sade bir insandı. Letafet ve Asalet onun en zînetli giysileriydi. Bu asaletin izini sürdüğümde; Kafkasya’ya ulaşıyorduk. Hocamız, soyunun Kafkasya’dan geldiğini söylemişti. Aradığım ve mutmain olduğum bir cevap idi bu. Evet, kendisindeki farklılık Kafkas Torunu olmasından kaynaklanıyor olmalıydı. Birçok kişi azîz ecdadımızın torunu, ancak ecdâdın o hususiyetlerini taşıyabilmek ve koruyabilmek de bir başka meziyet, öyle değil mi?

Şekersiz çaya Hocamızın vesilesi ile başladım

Hocamız bir defasında çayın şekersiz içilmesi gerektiğini söylemişti. Bu hususta bizleri ikna etme gayretindeydi. Yıllar önceydi. O gün ilk kez hayatıma “şekersiz çay” kavramı giriyordu. Yapabileceğime doğrusu inanamıyordum. Ama Hocamız’ın latif ısrarı üzerine denemelere başladım. Önceleri; balın yanına çay, kuru üzümün yanına çay, hurmanın yanına çay gibi uğraşların sonunda, artık; Hocamız’ın dediği gibi gerçekten şekersiz çaydan keyif alır olmuştum. Yıllardır çayı şekersiz içiyor ve insanlara da sürekli tavsiye ediyorum. Hatta bunu biraz daha ileri götürerek; Melisa, Biberiye ve Yeşil Çay ile de kış aylarımızı daha sağlıklı geçirmeye çalışıyoruz, elhamdülillah. Bilindiği üzere; özellikle bitki çaylarını şekersiz içmek gerekir. Hem şekerin zararından koruduğu hem de çayların öz tadını almamıza vesile olduğu için Hocamız’ı şükran ve minnet ile anıyorum.

Çok kitap yazılmasını cehalet olarak görürdü

İlmî sohbetlerinde; ilme hizmet veren âlimlerin, kendi asrı tarafından bilinemeyeceği ve takdir edilemeyeceğini söylerdi. İlme gerçekten gönül vermiş ve hizmet etmiş insanlar; bir sonraki asırda anlaşılır, tanınır ve bilinirdi. Çok kitap yazmazdı, çok kitap yazılmasını da cehalet alâmeti olarak görürdü. Kendisinden nesle aktarılabilecek kitap listesi istesem de; sessiz kalırdı. Sanırım bunu uygun bulmazdı. Tavsiye kelimesini kullanmaz, tavsiyede bulunması istendiğinde “Tavsiye etmek iddialı olur ama…” diyerek söze başlardı. Büyük bir âlim ve son derece mütevazi bir insandı.

“Osmanlı’ya nasıl ulaşabiliriz?”

Osmanlı’yı ve Esham Sistemi’ni anlattığı bir programda kendilerine; “Osmanlı’nın bilgi hazinesinden biz gençler nasıl yararlanabilir, araştırmalara nasıl katkıda bulunabiliriz?” diye soru sormuştum. Program bitimi bir öğrencisi; “Allah sizden razı olsun, bizim uzun zamandır soramadığımız soruyu sordunuz…” dediler. O gün uzun bir cevap vermişti Hocamız: “Tavsiye etmek iddialı olur ama kendi tecrübelerimden hareket ederek…” diye yanıtlamaya başladı. En başta eski yazıyı öğrenmemiz gerektiğini, üstelik yalnızca okuyarak değil, bunu yazarak da yapmamızın şart olduğunu söyledi. “Çünkü sadece okuyarak öğrenilmiyor” dedi. İkinci olarak Osmanlı Türkçesi’ni öğrenmemizi, o dilde yazılmış yazıları okumamızı; Osmanlı Türkçesi’nin bugünkü Türkçeden çok daha zengin olduğunu, bugün bizim kullandığımız Türkçenin 10 bin kelimeden oluştuğunu, Osmanlılarınsa 19. yüzyılın sonlarında 100 bin kelime kullandıklarını belirtti. (Hocamızın programlarına dair yazmış olduğum makalelere, yazının sonundaki linklerden ulaşabilirsiniz.)

İlim ile para bir arada olmaz

 “İlim ile para bir arada olmaz. Bir insan ya ilimlidir ya da paralıdır. Çünkü  ilim kıskanç bir sevgili gibidir, bir ikinciyi kabul etmez” derdi. Hediyeleşmeyi, hediye vermeyi sever fakat mukabelesiz hiçbir şeyi kabul etmezlerdi. Bir defasında doğal bir ilaç götürmüştük. Hekim Bey, ücret almak istemese de Hocamız kabul etmedi. Israrla ücretini ödedi. Bu hadisenin üzerine bunun hayat kaidesi olduğunu belirtti. İnsanların önünde yemek yemekten hoşlanmazdı. “Osmanlı Padişahları da insan önünde yemek yemezdi” derdi. Sezai Karakoç Beyefendi ile okul arkadaşı idi. İki zât da eskiye kıymet verirdi. Giydikleri elbiseler temiz ve genelde uzun yıllardır giydikleri giysilerdi. Yenilik onlar için; iman, ilim, ibadet ve manâ idi… Bu yüzden her daim ter-ü taze yaşadılar.

Vefa ile vefat eylediler…

Fatih Cami Haziresi’nde medfûn Merhum Mehmet Genç Hocamız’ın ve Şehzadebaşı Camii Haziresi’nde medfûn Merhum Sezai Karakoç Beyefendi’nin azîz ve lâtif ruhlarına birer FatihaAllah gani gani rahmet eylesin…  


Makale Linkleri:

İstemeselermiş ESHAM da yazılamayacakmış:

https://www.dunyabizim.com/etkinlik-takvimi/istemeselermis-esham-da-yazilamayacakmis-h9497.html

Suud, ekonomik çözümü Osmanlı’da bulmuş:

https://www.dunyabizim.com/mercek-alti/suud-ekonomik-cozumu-osmanlida-bulmus-h9047.html

Osmanlılar yetenekli adamlara sahip çıkardı:

https://www.dunyabizim.com/etkinlik-takvimi/osmanlilar-yetenekli-adamlara-sahip-cikardi-h20338.html

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu