Kültür - Sanat

‘Gören Seyfullah’ın kasdın sever ol Allah’ın dostun'

 (16.yy başı-1601)

Beytin ikinci mısraı: Sorarlarsa niçin mestin Muhammed’in aşkındandır”

Kitaba ve okumaya meraklı halet-i ruhiye muallimesi bir hanım kızımızla kütüphanede karşılaştık. Biraz sohbetten sonra yeni bir sahaf dükkânı açıldığını mümkünse beraber gidip ziyaret etmemizi teklif etti. Olur deyip beraber gittik.  

Sakarya’nın merkezi İstasyona, Yenicamiye, Müftülüğe yakın yerde güzel bir dükkân. Sahibi genç sempatik uyanık bir Karadenizli. Biz sahafla sohbet ederken hoca hanım raflara bakıyordu. Yunus Emre milletinden divanlara aşina olduğundan bir Seyyid Nizamoğlu Divanı bulduğunu söyledi. 1976 baskısı bir başka Can yayınevine ait bir kitap. İtina ile hürmet ve muhabbetle neşredildiği belli.

Ahir zaman dervişlerinden merhum Fehmi Kuyumcu Ağabey, Evliya’nın Dilinden kitabını hazırlarken 1980 öncesi Seyyid Nizamoğlu’nu duymuş, bazı nutk-u şeriflerini okumuştuk.  Zaten besteli olan birçoğuna da zaman zaman kulak veriyorduk. Bir de İstanbul’da Sirkeci-Zeytinburnu tramvay güzergahında Çapa’dan sonra üç istasyon ismi çok güzel bir telaffuzla da okunduğu için bize zevk ve cezbe verirdi: Merkez Efendi, Akşemseddin, Seyyid Nizam.

Hoca hanım bu divanı bize hediye almak istedi. Kabul ettik. Yeniden okumaya çalışalım ve ehli zevke ondan nakiller yapalım dedik. Zaten ehli aşkın nutku şerifleri usandırmadığı gibi her okuyuşta ayrı bir zevk ve ileri bir idrak lütfediyor.

Seyyid Nizamoğlu’nun asıl adı Seyyid Seyfullah Kasım Efendi olup Sultan Selim-i evvel devrinde Bağdat’tan İstanbul’a nakletmiş bir ailenin oğludur. İyi bir tahsil görmüş, zahiri ve batıni ilimlerle mücehhez yetişmiştir. İlahileri bestelenerek yüzyıllardır dergahlarda ve münasip mahallerde okunagelmiştir.

“Bu aşk bir bahri ummandır / Buna haddi kenar olmaz

Delilim sırrı Kur’andır/ Bunu bilende ar olmaz” 

İlahisi meşhurdur. Yine bir başka beytinde:

Hicab oldu benlik bana gidemedim dosttan yana

Ben benliğimden geçmeye şeyh elin tutmaya geldim, diyor.

İmam Cafer-i Sâdık Hz. yolundandır. Şiirlerinde Nizamoğlu mahlası kullanır. Halvetiye’nin Sinaniye Şubesi müessisi İbrahim Ümmü Sinan (v.1551) hz.nin baş halifesidir. Âlim bir zat olup gördüğü bir rüya üzerine Ümmi lakâbını almıştır. Eyyüp Sultan yakınında, halifelerinden Nasuhi Efendi tarafından yaptırılan dergâhta medfundur. Daha sonra yaşamış olan, yine halvetiye’den olan Niyazi Mısri mürşidi Elmalılı Şeyh Muhammed Sinan da Sinan Ümmi mahlasıyla bilinir.

Eşrefoğlu Rumî, Hacı Bayram-ı Veli, Ümmü Sinan, Eroğlu Nuri, İdris-i Muhtefî, Sunullah Gaybî, Niyazi Mısrî, Seyyid Nizamoğlu gibi bu zevatı kiram hepsi Yunus Emre yolu ve tarzı takipçileridir. İstanbul’da 1601’de irtihal eden Seyyid Nizamoğlu’nun kabri Silivrikapı yöresinde Emirler mahallesindedir. Ecdad lisanının ve irfanının numunelerinden olan birkaç örnek:

Bismillahirrahmanirrahim  

İdüp hamd ü sena Allaha dâim/ Salat-ı hem Resûlullâh’a daim

Dahi evladına ashabına hem/ Tahiyyat u selamdan sonra her dem

Ecelden ger verirse Hak emanı /Edem bazı nasihattan beyanı

Şeriat halin edem hem tarikat/İkisinden zuhur ede hakikat

Muradım oku adım dinle benden/ Bu sözler sırrın idrak eyle benden

Bizi yad eyleyeler bir duadan/ Reca edip Cenab-ı Kibriyâ’dan

Hüda farz eyledi beş vakt namazı / Edeler kendüye kullar niyazı

Salat’ın bâtını var zâhiri var/ Her işin evveli var âhiri var

Vuzu etmektir evvel budur adet/ Edesin kendine bir hoş taharet

Diye kendimi pak ettim necesten/ Cemi-i dünyevi kâr-ı abesten

Taharet bâtını dünya hayalin / Gidermektir gönülden kıyl u kalin

Elin yudup da diyesin ilahi/ Elim çektim kamu işten kemâhi

Murad olan gönüldür elden ey dost/ Ne hâsıl sana kuru dilden ey dost

Ecdadın an’anesine göre söze ve yazıya Besmele, Hamdele (Allah’a hamd) ve salvele (Peygambere salavat) ile başlanır. S.Nizamoğlu buna riayet ediyor.

Bizim büyüklerimizden itibaren yapılagelen odur. Kâribanı ehli aşkın kafile sâlârı Yunus Emre de “Dört kitabın mânâsı, Lâ ilâhe illallah.” diye işi hülâsâ eder. Fakir de Seyyid Nizamoğlu’ndan naklettiğimiz nutk-u şerifleri birkaç cümle ile açmaya çalışacağız.

Feridüddin Attar’ın Farsça bir beytinin meali şerifi şöyle kaydedilmiş, kitabın Şeref-i Siyâdet bölümünde: “Doğudan batıya kadar dünya halkının hepsi önder olsa bile, bana İmam Ali (k.v.) evladının önderliği yetişir. Yürü gerçek yolda ey Attar! Zirâ kimin sapıklıkta kimin doğru yolda olduğunu idrak eyledin” 

Bir başka nutk-u şerif:

İşit edem sana bir hoş hikâyet / Erişe kalbine ondan hidayet

Seleften bir muhibbi Âl’i Ahmed / Giderken bir yola sağ u selamet

Görür bir kuklacı yol üzre durmuş / Başına kuklasının sebze sarmış

Erişir şeyhe ol dem gayret-i Hak /Varır ar etmeden kuklayacak

Çekip başından alır sebzesini / Yere urur dahi hem kuklasını

Görür ol gece düşünde Mustafa’yı / Nebiler serveri kânı sehayı

Varıp yüzün sürer izi tozuna/ Cihan fahri onun bakmaz yüzüne

Dönüp eder ki ey rûh-i musavver / Bileydin ne günah etti bu kemter

Resul der ki dün ol kuklayı sen/ Yere urdun utanmadın mı benden

Başında var iken yeşil alâmet / Niçin kıldın onu böyle melâmet

Eğer ol vakt ona hürmet kılaydın /Yanında şimdi izzetler bulaydın

Var imdi ona göre et kıyâsı / Sakıngıl sen Resûle olma asi

Muhibbi hanedanı Âl’i Ahmed / Olanlar Seyfiyâ bulur saadet 

Bu nutukta insanları hoş görmenin, küçük kusurlara müsamaha etmenin lüzumuna Resûlullah Efendimiz vasıtasıyla işaret ve ikaz ediliyor.

Bir başka nutk-u şerif de şöyledir:

Muhammed tayyib ü tahir kamu’dan /Bizi ol kurtarıserdir tamu’dan

Yoğ idi anda ahlak-ı zemaim / İbadet tâat işi idi daim

Der idi günde yetmiş kere ol Şah / Cenâb-ı Hazrete estağfirullah

Bize bu sırrı takrir eyleyeydin / Yine ruhani sözler söyleyeydin

Acep yerden bana ettin suali / Nedir imdi bilin bunun meali

Günah için değildi Mustafa’nın / Hüda’ya daim istiğfarı onun

Kaçan kim varidat-i Kibriya’dan / Bugün bir feyz erişti Hüda’dan

Bugünkü feyzi idrak eden rûşen / Hicab olurdu evvelki erişen

Onun def’ine istiğfar ederdi / Aradan kuru ol perde giderdi

Terakki eyleyip kurb-i visale / Karib olurdu hergün ittisale

Eğer evvel eğer ahir demadem /Budur ben bildiğim vallahu âlem

Cemi-i dertlere derman Muhammed / Cihan ten gibi ona can Muhammed

Zemin ü asuman olmazdı peyda / Senin çün oldu bu eyvan Muhammed

Günahkâr ümmetine kıl şefaat / Sual ettiği vakt gufran Muhammed

Vücudun mazharı nur-ı ilahi / Yüzündür Süre-i Rahman Muhammed

Burada da tövbe istiğfarın, sıkça estağfirullah demenin lüzum ve faydasına, manasına işaret ediliyor, talim ediliyor. Aynı zamanda Peygamber efendimizin hususiyetleri açıklanıyor.

Azizanın kelâmı kibarlarını, nutk-u şeriflerini her okuyuşta özellikle gençler bir şerh ihtiyacı hissediyor. Zaten ulemâ ve urefâ sohbetlerinde ekseriya mevzun metinler okunur ve şerh edilir, dinleyenler hem mahzuz hem mesrur olurlarmış. Ahmed Kuddusî Hz. bir gazellerinde:

“Öğretdi Fahri kâinat tevhid bizim eğlencemiz.” der. Zaten ilmin aslı Allah’ın ve onun Resûlu’nun ve tercemanı olan Hz. Muhammed (s.a.v)’i bilmek ve bulmakmış. Bayburtlu Dede Paşa Hz. (v.1973) ilmi, “İlim Allah’ı bilmek, Allah’ı bulmaktır” diye veciz bir şekilde tarif eder.

Seyyid Nizamoğlu hazretlerinin divanından;

1-Bu aşk bir bahri ummandır,

2- Hu diyeyim döne döne,

3- Mevlam aşkın ver bana hayranın olayım senin

4-Bağrımdaki biten başlar Muhammed’in aşkındandır….. başlıklı nutk-u şerifler Sadettin Ökten hocamız tarafından, tasavvufi şiirler meyanında şerh edilmiş, Akra Fm radyosunda yayınlanmıştır.  Sükûnetin Sesi adlı mutasavvıf şairlerin şiirlerinin şerh edildiği radyoda yaklaşık elli program yapılmış. Bu programlarda Yunus Emre, Eşrefoğlu Rumi, Şemseddin Sivasi, Niyazi Mısri, Abdülehad Nuri, Ümmi Sinan, Aziz Mahmud Hudai…gibi hazeratın divanlarından tadına doyulmaz nutuklar okunmuş ve şerhleri de yapılmıştı. Bestelenmiş şiirlerinin ilahisi de birlikte okunmuştu.  Bu çok kıymetli ârifane, âşıkane şerhlerin kisve-i tab’a bürünmesi yani kitap olarak neşri temennimizdir.

Bir nutk-u şerif daha;

Kanı bir aşk ehli kardaş kanı bir dert ehli yâr

Bağrı başlı gözü yaşlı kanı bir dostun arar

Kanı bir kavlinde sadık /Kanı bir Hak dertlisi

Kanı bir ah eyledikçe sinesinden ot çıkar

Kanı inim inim inler derdinin dermanı yok

Kanı uyku gelmeyip eden seherler ah u zar

Kanı bir mürşide ikrar eyleyip sabit duran

Kanı cümle varlığın terkeylemiş bir tâcidâr

Kanı Seyyid Seyfi gibi kendisi yoğ eylemiş

Ehli aşkın ayağı altında olmuş hâkisâr

Seyyid Nizamoğlu bu nutkunda da tasavvufu, mürşid-i kâmili anlamanın ve ona uymanın insanı nasıl olgunlaştırdığını anlatıyor. Manevi dert, zevk ve aşk sahibi olanların hallerini tasvir ederken okuyucuyu bu hallerle hallenmeye teşvik ediyor.

Kıymetli gazeteci yazarlarımızdan İzmit Herekeli hemşehrimiz Yaşar Süngü’nün 26 Temmuz tarihli yazısında meşhur iş adamımız Abdülkadir Konukoğlu’na ait iki söz dikkatimizi çekti. Birincisi “İşin hilesi dürüstlüktür.” Bundan anlıyoruz ki (hile çare anlamında) dürüstlükten ayrılmayan zarar etmiyor; takıldığı, sıkıştığı yerden çıkış yolu bulabiliyor. Yine güzel bir kelâmı daha var. “Rüzgâr kesildiyse küreklere asılın.” Yani çare tükenmiyor. Ümidi kesmeyin. Kudemâdan kalma şu beyit de çok mânidardır:

“Kişiye sadâkat yaraşır görse de ikrâh /Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah”

Bu kâinatın yaratıcısı, yürütücüsü, sahibi, yöneticisi Hazreti Allah’tır. Onun tanıtıcısı öğreticisi de Resûlullah’tır. Bizim büyüklerimiz şiirlerinde onları tanıtma işini mükemmelen âhenkle yapıyor. Allah’ın en büyük, en kıymetli eseri ve hâlifesi insandır. İnsanı da yine peygamberimiz en güzel tarzda biliyor, bildiriyor. Ondan sonra da Halife-i Resûlullah olan azizan hazeratı aynı vazifeyi devam ettiriyor. Seyyid Nizâmoğlu’da bunların önde gelenlerinden, önden gidenlerindendir.

Mezkûr divanın sonunda; “Sahibi divan, kutbu’l Ârifin gavsu’l vasılın, Es-Seyyid Seyfullah Efendi Hazretleri’nin pederi âlî güherleri kutbu’l ârifin, gavsu’l vaiılin Seyyid Nizameddin (k.s.) Efendimiz hazretlerinin nutk-u âlileridir” denilerek aşağıdaki nutk-u şerifle divan hitam buluyor:

Kerimâ âlî dergâhâ heman ihsanına geldik

Ne çare biz günahkâra heman ihsanına geldik

Senindir kuvvet-i kudret senindir heybet-ü izzet

Ne lâyık bize ger minnet heman ihsanına geldik

Bizi lütfundan âgâh et kiram-ı nas’a hemrah et

Dil ü can mülküne şah et heman ihsanına geldik

Helak etti bizi adat ihata eyledi lezzat

Çü sensin kadi’ül hacat heman ihsanına geldik

Nizami bendene dert ver kamu ihvana rahat ver

İbadette halavet ver heman ihsanına geldik

Görüldüğü üzere babasının kemâlatı da oğlunun yetiştiği vasata delildir.

Bu makalede ism-i şerifi geçen ufûl etmiş büyüklerimizi minnet, rahmet ve mağfiretle yad eder, berhayat olanlara sıhhat, afiyet, hayırlı uzun ömür niyaz ederiz. Delikanlı milleti ve mazeret sahipleri için de lügatçe ekliyoruz.

Lügatçe- küçük sözlük:

adat: adetler, eski yanlış alışkanlıklar

Agâh: Haberdar, uyanık

ahlak-ı zemaim: kötü ahlaklar

âlî güher: kıymetli maharet sahibi

an’ane: gelenek

eyvan: saray

gavsu’l vasilin: Evliyanın reis yardımcısı

ger: eğer, şayet

hâkisâr: yerle bir, kibirsiz, yok gibi

halavet: tatlılık, zevk vericilik

hemrah: yoldaş, yol arkadaşı

heybet-ü izzet: büyüklük, değerlilik

ikrâh: sevimsiz işe zorlama

ikrar: söz verme, kabul etme

ittisal: birleşme

kâfileyi sâlâr: Kâfile başı, öncü

kâriban: kervan

kadi’ül hacat: ihtiyaçları temin eden

kanı: nerede

kavlinde sadık: sözünde duran

kemâhi: apaçık

kemter: kötü, değersiz

kiram-ı nas: insanların değerlileri

kisve-i tab: Kitap haline gelme, neşir

kudema: geçmiş, kıdemli büyükler

kutbu’l ârifin: Velilerin reisi

lezzat: helal olmayan lezzetler

mahzuz: meşru, helal zevk veren

mevzun: vezinli, ahenkli, ölçülü, tartılı

mezkur: zikredilen , bahsi geçen

mesrur: Sürur, ruhani zevk veren

kurb-i visale: yaklaşma, kavuşma

tahiyyat: Allah ömürler versin demeler,

               selamlar, hayır dualar

ufûl: gözden kaybolma, vefat, göçme.

Sebze: yeşil

Seha: cömertlik

rûh-i musavver: güzel yüz.

rûşen: yüz aydınlığı

tâcidâr: manevi tac sahibi.

tamu: cehennem

vuzu: abdest almak

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
All Pages