Yusuf u Züleyha’yı ecdad nasıl anlatmış

Yakın zamanda ilim irfan sahibi bir yazar ve şairimiz Ankara sokaklarında hafif yağmurlu bir havada dolaşırken bir evin önünden bolca kitabın kapı önüne konulduğunu görmüş. Oradakilerden izin isteyerek kitaplara bakmaya başlamış. Az sonra çöpe gidecek bu kitapların ziyan oluşuna hüzünlenmiş. Çünkü kitaplar paha biçilmez değerde ve aralarında el yazması eserler de bulunuyormuş. Kitaplardan bir miktar satın almak için para teklif etmiş. Cebindeki parayla alabileceği kadarını almış.
İşte böyle nice merak ve ilgi ile alınan özenle saklanan eserler bir zaman sonra sahibini kaybedince ziyan oluyor ya da kıymet bilen birinin eline de geçebiliyor. Bizimki de öyle oldu. Bayram tatili için gittiğimiz köydeki evimizde kitapları karıştırırken Kültür Bakanlığı’nın neşrettiği Kemalpaşazâde’nin Yusuf u Züleyha kitabını gördüm. Bu kitap da başka bir şehre tayini çıkan bir ahbabımızın bize emanetiydi. Biraz bakalım dedik hakkını verebilir miyiz diye düşündük.
Kitabın önsözünde; “Kemal Paşazâde’de aşk önemli mevzulardan biridir. Temiz bir aşkın hikâyesi olan Yusuf u Zeliha’yı konu olarak seçmesi de bunun için olmalıdır kanaatindeyiz. Önce beşeri aşkı ele alır, fakat onun için aşkın bu şekli gaye değil ancak olsa olsa hakiki aşka bir vasıtadır” diyor.
Hakiki aşka almadınsa menzil
Mecaziden de olma gafil
Hakiki aşka onunla erer el
Bu ukde onunla tiz olur hal ukde: düğüm
Kazasker sıfatıyla Mısır seferinde Yavuz Selim’in yanında bulunmuş şâirimiz padişahtan büyük bir itibar görmüştür. Bu seferden dönüşte atının ayağından sıçrayan çamurların padişahın kaftanını kirletmesi üzerine Yavuz Selim’in “ulema ayağından sıçrayan çamurların medâr-ı zinet ve bais-i mefharet” olacağını söyleyerek çamurlu kaftanın ölümünden sonra sandukası üzerine örtülmesi, Yavuz gibi bir padişahın Kemal Paşazâde ve onun şahsında ilme verdiği değerin bir tezahürü saymak icab eder”.
İbn Kemâl ile alakalı bir anekdot da şöyledir; Büyük ârif Muhyiddin İbn Arabi’nin bazı eserleri aleyhinde konuşup yazanlara karşı Şeyhülislam Kemâlpaşazâde, o eserlerin muteber olduğuna dair fetvasıyla, dedikoduya son vermiştir. Ve bu fetva Mısır seferine giden Yavuz Sultan Selim Han tarafından çerçeveletilerek hazretin Şam’daki türbesine asılmıştır. (N.Keklik- Fütuhat-ı Mek.)
Kanuni Sultan Süleyman zamanında da Şeyhülislamlık yapmış olan Kemalpaşazâde’nin (1469-1534) Türkçe, Arapça, Farsça birçok eseri bulunmaktadır. Dini meseleleri çözmekte gösterdiği liyakatten dolayı “müftî’s-Sekaleyn (insanların ve cinlerin müftüsü)” namıyla anılmaktadır. Farsça olan bir eseri Nigâristân’ın Hammer tarafından Latinceye tercüme edildiğini kitaptan öğreniyoruz.
Mesnevi tarzında ve gazellerle süslü olarak hikâye edilen Yusuf u Züleyha; Züleyha’nın rüyada Hz. Yusuf’u görerek ona âşık olması ile başlar. Mısır dışında çevre ülkelerin padişahlarından Züleyha’yı istemeye gelmeleri, Züleyha’nın Mısır azizi ile münasebetleri, Hz. Yusuf ve kardeşleri ile aralarında geçenler, Yusuf’un Kuyuya Atılması ve Mısır’a getirilişi, Züleyha ile karşılaşmaları gibi çeşitli başlıklar altında 7777 beyitten meydana gelmiş.
Bizim kültürümüzde ve inancımızda geçen aşk masalları, destanları, hikâyeleri mana yüklü olduğundan bu modern çağda, seküler bakışla bu hikayeleri okuyan bunu anlayamaz, anlamayınca da sıkılır bırakır. Peki neden böyle, bu şekilde anlatmışlar diye merak edenlere bir miktar tattırmak istedik. Pek çok sevda hikayesinde okuduğumuz gibi bu aşk da Züleyha’nın rüyası ile başlar. Bizim mana âlemi dediğimiz o rüyalar ki işte orada aşka düçar olursunuz.

Züleyha’nın Yusuf’a rüyasında âşık olması
Ko suret nakşını kim âb u gildir ab: su, gil: toprak
Maâni gözlegil kim can u dilden
Maâniden eser alur dil ü can
Kalur pes ten gözi suretde hayran
Bu suret vermese manadan âsar
Kim ola bend-i suretde girifdar bend-i suret: surete bağlanmak
Bu manîden eser gösterdi Leylî
Dil-i Mecnunun oldu ona meyli
Bu suretden tadar Ferhad-ı miskin
Ki Şirin cana verdi can-ı şirin
Bu reng-i bûydan var gülde asar bûy: koku, asâr: tesir, belirti
Anunçun bülbül ider nale vü zâr nale vü zâr: ağlayıp inleme
Zeliha’yı bu cam etti tarabnâk tarabnâk: sevinçli, coşkun
Ki ismet perdesini eyledi çâk 59 çâk: parçalamak

Hz. Yusuf’un Züleyha’ya nasihati
Aradan gitti çün şerm-i tekellüf şerm: utanma
Dedi Yusuf idüp türlü telettuf telettuf: nazikâne muamele
Ki igen olma germ ey şem-i Ruşen germ: sıcak
Zebânımı sakın sûz-ı derûndan zebân: dil,lisan
sûz-ı derûn: gönül ateşi
Heva yeliyle açma gül yüzünü
Heva oduna yakma kendözünü
Gel etme ismetinin perdesin çâk
Sakın kim gül gibi yüzün olur hâk hâk: toprak
Kimi maşûk kıldı kimi âşık
Kimini subh-veş mihrinde sâdık subh-veş mihri: sabah güneşi
Kimin meftûn kimin fitne iden ol
Kimin leylâ kimin mecnun iden ol
Kimin nâr-ı fırâka yandurupdur nâr-ı fırâk: ayrılık ateşi
Kimin âb-ı visâle kandurupdur
Ki tâcil eylemek şeytân işidür tâcil: acele
Teennî sabrı la Rahmân işidür teennî: yavaş

Hz. Yusuf’un Züleyha’yı kendisine nikâhlaması
Çü Yusuf bildi kim emr-i Hudavend
Budur ki ide Zelihayıla peyvend peyvend: ulaşma, varma
Pes andan bir düğün bünyâdın itdi bünyâd: bina etme
Cihan mislin ne göriser ne gördi
Şeh-i Mısrî vü erkanın temâmet
Getürüp eyledi âlî ziyafet
Tamam oldı düğün tertibi bitti
Gereklü neyse hep yerine yitdi
Nikâh oldu Halil’in dini üzre
Benî İsrâilün âyîni üzre
Mübârek bâd idüp şâh-ı sipâhi bâd: rüzgâr
Nisâr-efşan olur meh ta-be mâhî Nisâr-efşan: ışık saçan
Zeliha perde-i hass içre hazır
Gönül gözü cemal-i yâre nâzır
Eridüp intizar odıyla canı intizar: bekleme
Yakardı yüreğin sûz-ı nihanı sûz-ı nihan: gizli ateş
Sururıyla tolup gönlü sevadı
Gözün pür-âz iderdi eşk-i şâdî eşk-i şâdî: sevinç gözyaşı
Kitabın sonlarına doğru çok güzel bir gazel çıkıyor karşımıza. Eski bunlar, eskimiş sözler bunlar, anlamıyoruz diyoruz ama bir okusak bir anlayıversek nasıl bir reçete, nasıl bir nasihat, nasıl bir teselli oluyor. En azından Ömer Demirbağ, Hayati İnanç gibi hocalarımızı zaman zaman televizyondan, internetten takip edebilirsek bu şiirlerin açıklamaları ve güzel kelâmları ile karşılaşırız.

Gazel
Âlemde gam kişiye demâdem gelir gider
Âdem mi var ki âleme hürrem gelir gider
Bâr-ı belâyı her kişiye çektirir felek
Kimdir ki bu cihana müsellem gelir gider
Göz yum cihandan aç gözünü kendi haline
Sen göz yumup açınca bu âlem gelir gider
Derd ü gam ila canı boyamadısa eğer
Niçün benefşe hatırı derhem gelir gider
Nergis meğer ki bildi vefasızdurur cihan
Bâgun yolunda gözleri pür-nem gelir gider
Kim baglamazsa sîm ü zere gonca gibi dil
Bâğ-ı cihana gül gibi hoş dem gelir gider
Âdem gerek ki adını âlemde andıran
Âlemde ad kalur u âdem gelir gider
Başta Kemâlpaşazâde olmak üzere kitapta ism-i şerifi geçen mübarek zevata rahmet ve mağfiret niyazı ve gençlerimizin aşk-ı mecazdan aşk-ı hakikiye yolculuk yapmasına vesile olması temennisiyle hatm-i kelâm ederiz.



