Kültür - Sanat

Robinson hafızamızı köreltmesin!

Modern yalanlar

Robinson Crusoe One SyllableRobinson Crouse’yi neredeyse tanımayan yoktur. Mübarek sanki bizim Bozcaada’da mahzur kalmıştır. Cuma adlı bir gariban çocuk sayesinde de hayatı güllük gülistanlık olmuştur. Bir güzel efendi-köle sistemini adasında uygularken; geri kalmış milletleri de hoş karikatürize etmiş hatta yetmemiş Cuma’nın şahsında bizleri adam etmiş, alem içre salmıştır.

Buraya kadar anlatılanlar bazen dudak büksek de bildiğimiz bir trajedinin zafere dönüşmesinden başka bir şey değildir.

Oysa, kazın ayağı farklı! Salaman ile Absal adlı iki kahraman vardır. Zamanın bir yerlerinde Robenson gibi mahsur bırakılmışlardır! Oysa, Robenson’un ataları olan bu zatlar öncelikle Latin edebiyatının “ada romans”ının atası kabuledilen kahramanlarıdırlar. Hem Yahudi hem de Latin geleneğinde olan adasal anlatı, zamanla İslamî metinlerde alegorik-benzeşimci bir değişimle köklü bir yer almışlardır.

İslamî metinlerde Salaman ve Absal ilk olarak İbn-i Sina’nın Hay bin Yekzan’ıyla karşımıza çıkar. Huneyn bin İshak’ın Yunancadan çevirdiği Salaman ve Absal adlı yapıtı İbn-i Sina’yı etkiler. İbn-i Sina’nın alegoriye açık yapıtı ise bizde yeni bir mesnevi yolu açar. Bu yol her ne kadar Leyla vü Mecnun, Hüsn-ü Aşk benzeri tasavvufi aşkın yolundan gitmese de insanın “kemal”e ermesinde alacağı yolun menzili hakkında önemli bir kilometre taşıdır. Bu menzil üzerinde belki de en kalıcı ve etkili yapıtı ise İbn-i Tufeyl vermiştir ki o’nun eserinin adı da Hay bin Yekzan’dır. 

Dünya bir mağaradır…

Tek olanın diri evladı  ya da tek olanın dirilttiği olarakta düşünülebilecek-çevrilebilecek olan Hay bir bakıma “düşünce yoluyla” Hakkı bulma, hakikate erme savaşını anlatır.

İnsanın yalnız iken dahi, bir peygamber, irşad eden olmadan da “tek ilah”ı bulabileceğinin anlatıldığı Hay bin Yakzan’lar içerisinde en alegorik ve en anlaşılır olanı İbn-i Tufeyl’in eseridir. İnsanoğlunun “Adem nasıl dünyaya geldi?” sorusuna felsefi ve dini cevaplarını öykü diliyle anlattığı eser, bir bakıma Eflatun’un mağarasını hatırlatmaktadır: 

İnsanlar bir mağaradadırlar ve mağaradaki ateşin kutlu olduğuna inanır, o ateşe taparlarmış. Ne zaman ki bir adem dışarı çıkıp güneşi görür, bu mağara için bir kıyamet, bir milat, bir devrimdir. Tabi, güneşi gören adam geri dönüp mağara halkını “aydınlatmak” ister. Ancak, mukavemet güçlü olur ve adamın “delirdiğine” hükmedilir. O adam mağara halkından uzaklaştırılır. 

Hay çizgi film

Hay’ı dirilten adam

Bu arada Hay, daha önce çizgi film olarak da piyasaya sunuldu ve başarılı bir çalışma olmuştu. Ama ben yine de N. Ahmet Özalp’in hazırladığı Hay bin Yakzan’ı daha çok sevdim. Önce İnsan Yayınlarında daha sonra da İbn-i Sina’nın Hay bin Yakzan’ıyla birlikte-karşılaştırmalı olarak YKY’de yayınlandı. 

Soğuk, itici, sert bir metin değil Hay bin Yakzan. 7 yaşındaki bir çocuğun, 70 yaşındaki bir ihtiyarın rahatlıkla okuyabileceği bir sadelik ve tatlılık var kitapta. 

Yazının başına dönersek; Adasal Roman türü Robinson Crouse ile başlamaz, Salaman ve Absal ile başlar ve Hay bin Yakzan ile kemale ermiştir. Robinson Crouse ile ancak “emperyalizmin” acındırık bir anlatımı olmaktan öteye gidememiştir. Yine de soralım; kim istemez böyle bir çağda bir adada, hele ki Robinson’un adasında mahsur kalmayı?! 

Zeki Bulduk

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu