Psikolog Merve Özdenler: İyilik, canlı ve cansız her türlü varlığa karşı bir duruştur


Yeryüzünün çocukları için hizmet eden biri olarak tanıdığımız Merve Özdenler meslekî kimliği dışında sizce kimdir, kendinizi kısaca nasıl tanımlar mısınız?
27 yaşındayım ve İzmirliyim. Hayatımı ise yeryüzü çocukları öncesi ve sonrası şeklinde ayırıyorum diyebilirim. Yeryüzü çocuklarından evvel daha dünya odaklı bir hayatım varken sonrasında hizmet odaklı, yani hizmetin ne olduğunu anlayarak ve bu bilinci kazanarak yaşamam gerektiğini fark ettim. Manevi çalışmalara yönelmiş oldum. Meslekî alanda ise psikologluk yapıyorum. İnşallah hem Rabbime hem de ümmetine hizmet eden biri olarak ölmeyi isterim.
Üniversitede Psikoloji Bölümü’nü seçmenizde etkili olan bir kişi/olay/durum olmuş muydu? Bu alanda okumamış olsaydınız hangi alanı seçerdiniz?
Ben insanlara hep bir merak duyardım. Onları tanımak, öykülerini dinlemek ve bir şeyleri değiştirmeye dair hevesim vardı. Aslında bu hizmet içimde biraz daha örtük bir şekilde varmış. O sebepten başka bir meslek yapar mıydım diye soruyorum kendime, yine insanlara dönük bir meslek olurdu. Bu belki öğretmenlik olabilirdi.
Meslek branşı başka ne olurdu bilemem ama insanlarla temas edebileceğim karşılıklı bir aktarımın olacağı bir alan olurdu. En büyük hizmette bence ev hanımlığıdır. Ben de ev hanımı olmak isterim. Kadınlardan oluşan bir ekibimiz var ve birçok şeyi beraber yapıyoruz. Bununla çokta iftihar ediyoruz. Feminist bir yaklaşım olarak değil, bu tamamen Allah Teâlâ’nın bizlere tanıdığı sınırlarda yani helal dairede kadın gözü ile dünyaya bakıp onun artıları ile bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.
Kadının başka rolleri, sıfatları da var ve bunları da uygulaması gerektiğini sonuna kadar savunuyorum. Evin içerisinde yapılanın da bir hizmet olduğunu ve o rol geldikten sonra da hizmetlerin en güzeli olduğuna inanıyorum. Bu rolü de hayatımın bir kısmında icra etmek istiyorum.
Hayatınızda etkisini derinden hissettiğiniz birisi/birileri olmuş muydu? Hangi yönleriyle sizi etkilemişlerdi?
Muhakkak birçok kişi olmuştur. Annem benim hayatımda çok etkili. Ne kadar maruz kalıyorsam etki biraz öyle artıyor. Hayatta herkes belli mücadeleler veriyor. Anneminse hikâyesine ortak olmak ve bana bazı noktalarda rol model olması… Kendi süreçlerine dair yaşadığı zorlukları ile örnek olması… Bence en zor zorluklar ile oluyor. “Şöyle bir an vardı annem çok iyi yapmıştı.” değil de “Şöyle bir an vardı annem çok zorlanmıştı, bende zorlanabilirim, o üstesinden gelmişti ben de gelebilirim.” şeklinde düşündüğüm zamanlar benim için örneklik teşkil ediyor. Diğer insanlar üzerinden onların hikâyelerini okumasını da biraz daha bu tecrübelerden yapabiliyorum. Bana göre en iyi bildiğim hikâye en iyi anlayabildiğim hikâye oluyor. O sebepten en yakınlarım beni en çok etkileyenler olmuştur.
“Hiçbir yardım beklemeksizin yapılan yardım…” olarak tanımlanan iyilik sizin için nedir? Siz iyiliği nasıl tanımlarsınız?
Bu çok büyük bir soru. Ve bunu parçalayarak ele almak gerek. Allah Teâlâ insanlara bakış sunmuş. Ve bizim de diğer insanlara nasıl davranmamız gerektiğine pek çok peygamber göndererek kitap göndererek örnekler sunmuş. Bizimde bu ayak izlerini takip etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bir şeyleri yeniden keşfetmek, kendimizce anlamlar üretmek gerek. Belki dönüp dolaşıp aynı noktaya geliriz fakat insanın bir ömrü ve enerjisi var. Kendime düstur edindiğim ise bu istikamette gitmek. Ne kadar yapabileceğimiz ise Allah Teâlâ’nın takdiri oluyor.
İyilik, canlı ve cansız her türlü varlığa karşı bir duruştur. Bir kişi gücü ve tecrübesi dâhilinde bu varlığın neresinden tutabilir ise bu onun karşılığıdır. En önemli şey ise anlamdır yani hangi niyet ile yaptığımızdır. İşin başına Allah rızası koyduğumuz zaman bu anlama dönüşmüş oluyor. Hem kendimiz için hem toplumumuz için hem de Allah rızasını kazanmak için hiç unutmaksızın her işin başına bu niyeti koymalıyız.
“Bir çocuk bir dünya kurar.” sloganı ile yola çıktığınız ve şu an pek çok çalışmalar yürüttüğünüz Yeryüzü Çocukları Derneği nasıl ortaya çıktı? Kurulum hikâyesini sizlerden öğrenmek isteriz. Sevdiğim bir hikâyesi var.
Çok organik bir oluşum. İnsanlar iyilik için veyahut bir sorunu kendine dert edinip birbirlerini buluyorlar ve bir çatı altında buluşuyorlar. Buluşulan konu ise Esenyurt’ta çocuk işçilerin bulunmasıydı. Bu çocukların ise yoğunlukta olarak göçmenlerden oluşması ve ağır şartlar içinde merdiven altı sağlıksız yerlerde çalıştırılması… Hem dünyada hem de Türkiye’de 14 yaş altı çocuk işçilik kabul edilebilir bir durum değildir. Bu durumu fark eden birkaç dertli insan neler yapabiliriz diyerek harekete geçiyorlar. O zamanlar içlerinden bir arkadaşımız gazeteciydi. O ve benzeri pek çok farklı alandan insanlar bir araya geliyorlar ve o haber üzerine de güzel bir kitleye ulaşıyorlar. Bu sırada çok yüklü miktarda bir destek ulaşıyor. Ekipte bu desteği bir iki çocuktan daha çok çocuğa ulaştırabileceğini düşünüp bir dernek kurmaya karar veriyor. Bu şekilde daha sistemli bir ilerleyiş ile yola çıkılıyor. İlk adım çocuk işçilerin eğitim hayatına kazandırılması oluyor. Özellikle 14 yaş altı çocukların akranları gibi bir fırsat eşitliğine sahip olması isteniyor. Şu anda bu alan genişledi yalnızca eğitim hayatı değil herhangi bir hak mahrumu olan bütün çocukların haklarını teslim etmek için derneğimiz çalışıyor. Bu bağlamda da eğitim en büyük araç oluyor. Elbette sosyal yardımlar, ekonomik destek sağlıyoruz fakat arka planda bir proje yazarken düşünülen şey proje sonrası insanların yeniden bu yardıma muhtaç olmaması. Sürdürülebilir ve uzun vadeli projeler içinde eğitimi konuşuyoruz. Kısacası her türlü hak ile mücadele etmek için çocuklara bir fırsat eşitliği ve eğitim imkânı sunmaya çalışıyoruz.
İhtiyaç piramidine bakarsak çocuğa bir eğitim vereceksem karnının tok olduğundan emin olmalıyım. Eğer o çocuk işten çıkacaksa burada sponsorluk modelleri devreye giriyor ve bir çocuğa bir yıl boyunca sponsorlarımız destek olabiliyor. Çocuk sponsorluğumuzu şu an deprem bölgesi içinde ayrıca yapmaktayız. Ardından sosyal yardımlar da faaliyet adımlarımız oluyor. En temel basamağı hallettikten sonra bizim için en önemli şey insan onuruna yakışan bir hayata sahip olması için çocuklara nasıl destekler verebileceğimizdir. Bu konuda eğitim ve psikososyal çalışmalar adı altında ürettiğimiz projelerimiz mevcut. İstanbul’da eğitim hayatına kazandırdığımız çocuklarda -özellikle göçmen çocuklarda- göç nedeni ile eğitim kaybı olabiliyor. Bazen dil bilmeyebiliyorlar, ayrımcılık ile mücadele ediyorlar veyahut nefret suçları ile karşılaşabiliyoruz. Ümitsizlik ile mücadele eden bir çocuğa tekrardan bu fırsatları veriyor olmak bizim için çok kıymetli. Bizlerde bu sebepten uzun vadeli sürdürülebilir çalışmalar konuşuyor oluyoruz. Hamilik modeli ile desteklenen projelerimizde “Bir çocuğun hayatında ona inanan en az bir yetişkine hakkı vardır.” düsturunu benimsiyoruz. Bu düstur ile her çocuğa gününü soran, derslerinde yardımcı olan ve onların en az bir yıl devamlı olarak yanlarında olacak bir yetişkin atıyoruz. Şimdiye kadar iki binden fazla gönüllü ile bu projede çalışmış olduk.
“Kayıp nesiller” olarak nitelendirilen çocuklara bizler sırtımızı dönmediğimiz ve çalıştığımız müddetçe bazı çocukların hayat hikâyesini değiştirebiliriz. Süreç içerisinde bunları görebiliyoruz. Ayrıca dernek olarak hak ihlali durumunda karar mercilerini harekete geçirmek ve kamuoyunu bilinçlendirmek gibi hizmetimizde bulunuyor. Bunu avukatlarımız ile yürütüyoruz. Bizler çocuklar ve hak alanında çalışan bir dernek olduğumuz için bilinen ve fikir sorulan bir dernek olduk. Bu alanda paneller, açıklamalar ve raporlar üretiyoruz.
Hayatlarına güzel izler bıraktığınız çocuklarla sonraki süreçlerde görüşme imkânı bulabiliyor musunuz?
Bizim en büyük hayalimiz hizmet verdiğimiz çocuğun bir gün gelip başkalarına hizmet vermesi, süreçlere dâhil olmasıdır. Sadece ihtiyaç döngüsünde olmaması yani döngüyü kırıp içinden çıkabilmesi. Oran vermek gerekir ise şimdiye kadar dokunduğumuz çocukların yaklaşık yüzde sekseni ile en azından sosyal ortamlarda bir araya gelmiş oluyoruz. Yüzde otuzluk bir kısmı ise derneğimize gönüllü olarak geri dönmüş oldu. Yaşları büyüdükçe sayılarda artış oluyor. Sürdürülebilir olması ve pasif alıcı konumunda olmamaları en büyük amacımız. Hepsi de bize farklı farklı katkılar sunuyorlar ve bizim için çok kıymetliler.
Oldukça kıymetli bir alanda çalışmalar yapıyorsunuz. Sizi kötü etkileyen, motivasyonunuzu düşüren durumlar mutlaka olmuştur. Böyle durumlar ile nasıl baş ediyorsunuz? Sizi yeniden motive eden şeyler nedir?
İki tarafının mevcut olduğunu düşünüyorum. Birisi içsel bir süreç iken diğeri ise daha dışarıdan yapılan müdahalelerle etkilenen bir süreç. Biz çocuklarımızı bir şekilde okula göndermiş ve onlar için hayatları ile ilgili adımlar atacak diye heyecanlanırken sınıf arkadaşları, öğretmenleri, velileri ve toplum tarafından onların kendileri tarafından seçemediği hatta göç kararında bile hiçbir fikri ve etkisi olmayan çocukların bir ırk kutusu oluşturularak yargılanması, dışlanması ve şiddet görmesi bunun sonucunda ise onlara sunulan imkânları aslında kullanamaması bizi çokça hayal kırıklığına uğratıyor. Bunun kimler tarafından körüklendiğini ve iyiliğin karşısında kötülüğün çok çalıştığını bildiğimiz için mücadelemize devam ediyoruz. Herkesin nasibi ve mücadelesi farklıdır. Verdiği sınavların neticeleri de farklıdır. Ümidimizi kırmamak için elimizden geldiğince kendimizi motive etmeye çalışıyoruz. Fakat bu tarz durumları görmek insanı çok olumsuz etkiliyor. En üzücü kısmı ise bizi çaresizliğe itmesi oluyor. Kişisel ve profesyonel bakış açısının iç içe oluşunun getirdiği bazı denge sorunları ve manevi yorgunluklar olabiliyor. İkisini dengede tutmak da önemli bir süreç. Dengelerin bozulduğunu gördükten sonra dengeyi tutturabilmeyi görmek güzel ve heyecan verici oluyor. Dengeler üzerinde oynamak ve kendimizin sınırlarını görmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Mizaçta bu konuda devreye giriyor.
Zaman zaman uzaklaşmamız, tatil vermemiz zaman zaman da belli konulara daha fazla eğilmemiz gerekiyor. Örneğin sahada on gün kalın diyoruz on günden fazlasının manevi açıdan yorgunluk yapacağından fazlasının sahaya katkı sağlamayacağını düşünüyoruz. Bir konuya sürekli çalışmanın belki zorluklarından dezavantajlarından bahsediyoruz ve alışmak hiç istemiyoruz. Sürekli mücadele ruhumuzu korumak istiyoruz. Bu sebepten rotasyon kıymetli oluyor.
Bu alanda çalışmak isteyen, gönüllülük faaliyetlerinde bulunmak ve iyilik için koşturmak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?
Biz İnşirah Suresinden de biliriz. Yeni bir işte dinlenmek yani yorularak dinlenmek gerek. Önce herkesin kendini bilmesi gerek. Ardından yaptığı seçimlerde sebat etmesi gerek. Bunun sürdürülebilir olması için de gerekli molaların verilesi gerektiğini düşünüyorum. Bu hususta hem kendinizi iyi değerlendirmelisiniz hem de dışarıdan geri bildirim almalısınız. Özellikle bu alanda çalışıyorsak niyet tazelemek çok önemlidir. Elbette riyaya düşmemekte çok önemli… “Acaba ben bu işleri bana iyi geldiği için mi yapıyorum” cümlesini çok sık duyarım. Buna şöyle bir yanıt verebiliyoruz. Bu faaliyetleri yapmanın bir ödülü olarak Allah Teâlâ’nın bize verdiği bir memnuniyet duygusu, şükür duygusu var. Düşüncelerimizi Allah Teâlâ’nın bize bir ikramı olarak yeniden çerçevelemeye çalışıyoruz. Kendini bilmek ve içinde bulunduğu durumda kendi sınırlarını keşfetmek ve bazen mola almak ama sonra tekrardan mutlaka geri dönmek bizzat kendimin de uyguladığı ve tavsiye edebileceğim bir davranış olabilir.
Bize küçükken belli kavramlar öğretildi fakat bunun altı çokta doldurulmadı. Bir şeylere mutlu olmaktan bir şeylere öncü olmaktan çekiniriz. Hâlbuki Müslümanların bir konuda çok başarılı ve güçlü olması, dengede tutmaya çalışması helal olan şeyler. Bazen farkında olmadan biz bunu kendimiz için istemiyoruz. Kendimiz için bunları istemekten geri durmamalıyız. Sad suresi beni bu anlamda çok etkilemişti.
Psikoloji bölümünü okumak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?
Ruh sağlığı alanı çok önemli bir konu. Özellikle yaşadığımız yerde bu çok lüks bir mesele hâline geliyor. Sadece mezun olmak yetmiyor. Yüksek lisans bu alanda şart oluyor. Devlet üniversitelerinde bu kontenjan çok sınırlı iken özel üniversitelerin ücretleri ise çok pahalı oluyor. Yurt dışı imkânları ise bazı durumlardan dolayı kısıtlı kalıyor. Meslek alanımızda çok fazla mezun ve yüksek lisans yapamayan öğrenci bulunuyor. Bu alanlar çok pahalı ve okuması zor alanlar. Buraları hallettiğimizi varsayıp “Ben ne yapabilirim”i düşününce farklılaşmamız gereken alanı bulmamız gerekiyor. Ben mezun olduğumda bunu çok araştırmıştım. Genelde ülkemizde çoğu öğrenci klinik psikolog olmak ister. Daha fazla çalışma alanı bulabilmek için çatı olan bir alandır. Fakat ben odaklanmanın daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ben bu alandayım fakat öncesinde çokça araştırmıştım. Karşılaştığım manzaralarda çok şaşırmıştım. İyi bir yerde de bulunabiliriz kötü bir yerde de yer alabiliriz. Bunun için ayrışmamız, ayrıştığımız şeyin neye hizmet edeceğinin çok bilincine olmamız gerekiyor. İllaki toplum tarafından en kabul edilebilir olanı değil kim olduğumuzu ve ne yapabileceğimizi sonucunda da neler olur bunu bilmeliyiz.
En çok kullandığınız kelime?
Elhamdülillah
Çocukluktan tadı hâlâ damağımda dediğiniz lezzet nedir?
Aklıma ilk gelen anneannemin fırın makarnası oldu.
Sizleri motive eden, kendinize sürekli hatırlattınız bir ayet/hadis?
İnşirah suresi. Bana şifa olan ve tekrar tekrar okuyup dinlediğim suredir.
Çocuklarla oynamayı en çok sevdiğiniz oyun/etkinlik?
Ben direkt sohbet etmeye başlıyorum. Özellikle gençler müthiş aktarımlarda bulunuyor. Onların beni bir yerlere götürmesi çok hoşuma gidiyor.
Ruhunuzu yansıtan renk nedir?
Buz mavisi
Sizce çocuk demek ne demek?
Tek bir kelime diyecek olursam “umut” derim. Çünkü çocuk şekil verilmesi gereken, eğitilmesi gereken ve sonucunda topluma fayda üretecek ya da tam tersi olabilecek bir varlık. Bize emanet olan bu varlığı iyi yetiştirmekle mesulüz.
İkra Harmancı
İstanbul Medeniyet Üniversitesi • PSİKOLOJİ
Hüma dergisi, Sayı: 21



