Kültür - Sanat

Hüseyin Vassaf’tan çok lâtif kelamlar

Hüseyin Vassaf, Muharrem ayının onuncu günü (1289-/1872) -kendi tabiriyle- zînet-sâz-ı âlem-i şuhûd olmuştur. Babasının kâmil dostlarından Ahmet Zarifî tarafından kendisine hem Hüseyin ismi hem de “İnşallah Vassaf-ı Muhammedî olur” duasıyla “Vassaf” mahlası verilmiştir. Vassaf Efendi hakikaten eserlerinde zikredilen zat-ı şerifleri tavsifte, aldığı bu mahlas ile müsemma bir kalem ve kelam erbabı. 57 yıllık mübarek ömründe pek çok seyahat etmiş, kabir ve dergâh ziyareti yapmıştır. Geçmişteki tüm ârif, kâmil hazeratı tanımaya çalışmış, bugüne kadar silsilesi devam edenleri de bulmaya gayret etmiştir. Bir taraftan da bunları tafsilatlı bir şekilde kayıt altına almıştır. Daha sonra bu eserler neşredilmiş, kütüphanelerimizde emsalsiz bir kaynak olmuştur. Sefine-i Evliya, Vesiletü’n-Necat, Gülzâr-ı Aşk, Vakıât, Hicaz Hatıratı, Suriye’de Bir Cevelân, eserlerinden bazılarıdır. Hacca niyet edenlerin, Hicaz Hatıratı’nı okuyarak âşıkane Hac yapması tavsiye olunur.

Hüseyin Vassaf Bey’in eserlerinde bir zât-ı muhteremi anlatırken onu tasvir ederken, doğumu, vefatı, eserleri, vasıfları, hâlleri, kendi hissettikleri, temenni ve duaları öyle latif ve zarif kelam-ı kibarları var ki, okuyanı hayran ediyor. Bugün ne yazık ki hiç telaffuz edemediğimiz bu dili ancak okuyarak anlamaya çalışıyoruz. Mânâ âleminden uzaklaştığımız için mânâlı kelimeler de bizleri bir bir terk ediyor. Bugün ise edebiyatımızda tasvirler, teşbihlerde daha az kelime kullanılıyor. Beğenilen hoşumuza giden bir eser için, güzel, iyi diyoruz. Sosyal medya, dijital ortam bunu tek kelimeye düşürmüş tıkladığında “beğendim” diyorsun o kadar.

Banu-Onur Ertuğrul çiftinin hazırladığı Can Yayınları’nca neşredilen “Bazı Kelimeler Çok Güzel” kitabında “gidiyorlar, gidecekler” denilen kelimelere yer verilmiş. Bu kelimeler: Allahaısmarladık, mücerret, kısmet, meftun, yâren, mükerrer, tebessüm, aliyyülâla, kalender meşrep, hicap, gıpta, âhenk, safderun, müspet gibi. Bazı kelimenin anlamını az-çok bilsek de ancak kullanmadığımız için çekip gidiyorlar. Bu fakirleşme bizi, güzel, zarif sözlerle sohbet-muhabbet edebilir olmaktan uzaklaştırıyor.  İncelikten mahrum kaba kelimelerle ya dedikodu ya da çekişme yapılıyor.

2000 civarında şahsiyetin hayatı ve eserlerinin anlatıldığı Kitabevi tarafından neşredilen 5 ciltlik Sefine-i Evliya’dan çok latif ve sehl-i mümteni tarzındaki cümleleri seçmeye çalıştık. Anlamını bilmediğimiz kelimeleri Develioğlu’nun Osmanlıca- Türkçe ve D. Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe Sözlüğünden bulduk. Sözlükten kelime bulmanın bir avantajı da var tabi. Kelimenin alt ve üst satırında geçen, o kelimeye akraba kelimelere de rastlıyoruz. Ayrıca kelimenin köküne aşina olduğunuzda daha kolay öğreniliyor ve akılda kalıcı oluyor. Bizde “bilmediğin kelimeye bir kez, biliyorum dediğin kelimeye iki kez bak” demişlerdir.

Hüseyin Vassaf üstadımızda büyük muhabbet uyandıran bu şahsiyetlerin tercüme-i hâli, doğumu, vefatı, mesleği, eserleri, şiirleri hakkında yazarken eserlerinde onlar için hissiyatını, sitayiş, temenni, niyaz ve dualarının geçtiği çok latif kelimeler ve cümlelerle karşılaşıyoruz. Bunlar okuyana şevk, cezbe, sürur veriyor. Ve nihayet aşka düşürüyor diyorlar.

Ecdad ve ârifler lisanına âşina olmak ve ihya etmek isteyenler için örnek olur diye bazılarını aşağıya teberrüken kaydediyoruz:

Bazı büyüklerin vasıf ve hâllerine dair:

Ârif-i bi’llâh, vâsıl-ı ila’llâh bir merd-i hakâyık-âgâhtır: Allah’ı tam bilen ve ona ulaşmış olan, bütün hakikatlerden haberdar, sözünde ve işinde sadık.

Nefes-i nefîsine mazhar olmuş eâzım-ı sûfiyyedendir: Nefsi emmaresi safiye makamına ulaşmış, yani nefis (güzel, tertemiz) olmuş âriflerin büyüklerindendir. 

Mahâsin-i ahlâk ile şöhret bulmuş edîb, halûk, mütevâzi, mahbûbu’l kulûb bir zât-ı âlî -kadr imiş: Güzel ahlakıyla tanınmış, güzel kelam eden, hoş geçinilen, mütevazi, kalplere kendisini sevdirmiş, çok kıymetli bir zât imiş.

Mazhar-ı feyz-i Muhammedî olmak: Peygamber Efendimizin (s.a.) feyzine mazhariyetle pek makbul, güzel, kıymetli işlere muvaffak olmak.

Kemâlât-ı zâhiriyye vü bâtiniyyesi müsellem ve makâmâtı meşhur bir zât-ı âli-kadrdir: Görünen görünmeyen hususlarda kemâl (olgunluk) sahibi olduğu herkesçe teslim edilen manevi makamları kazandığı âşikâr, çok kıymetli bir zat.

Bu zât, zâhirde a’mâ, fakat bâtında bînâ idi: Bu kimse görünüşte gözleri görmeyen fakat maneviyatta her şeyi ve her yeri görendi.

Âlim, fâzıl, ârif, edîb, kâmil bir zât idi. Orta boylu, melîhu’l-vech mahbûbu’l-kulûb bir âlî-kadr idi: İlim, irfan ve fazilet sahibi olgun bir kimse idi. Orta boylu, güzel yüzlü, gönüllerin sevgilisi, rütbesi yüksek bir zat idi.

Dünyaya itibar etmez, müteveccih ve mütevekkil bir merd-i hoş-hâl ve mürşid-i sâhib-kemâl idi: Dünya hayatına düşkün değil, Allah rızasına yüzünü döndürmüş, tevekkül ehli, mert, hali güzelleşmiş kemâl sahibi bir mürşid idi.

Âşık, sâdık, mahviyyet-kâr, hoş-sohbet, ehl-i neşe: Âşık, sâdık, tevazu ehli (yokmuş gibi), hoş sohbet, maneviyat zevk ve neşvesine sahip.

Akdi sahîh, şehevâttan hâli, sabrı şikâyetsiz, takvâsı garazsız, açlığı tâat, tokluğu kanâat idi: Sözü sağlam, aşırı ve gayrimeşru isteklerden uzak, sabrı şikayetsiz, takvası gösteriş ve menfaat beklentisinden uzak, açlığı ibadet kabul eden, tokluğu da kanaat idi.

Ehl-i kemâl bir zât imiş: Tam olgunluk sahibi bir zât imiş.

Edîb, kâmil bir zât olarak temeyyüz etmiştir: Edeb sahibi, güzel kelam eden bir kişi olarak emsallerinden seçilmiştir.

Nahîf, zarîf, edîb, halûk bir insân-ı kâmildir: Çok ince, zarif, güzel yazan ve söyleyen, hoş geçinen olgun bir insandır.

Mübarek, halûk, âlim, ârif, sâhib-i kerâmât-ı ledünniyye bir zât imiş: Mübarek, halûk, âlim, ârif. Manevi kerametler sahibi bir zât imiş.

Dâima hakîkattan sohbeti sever, fukaraya hayrân ve hasenâta meyli gâlip bir zât-ı reşâdet- simat idi: Dâima hakîkattan sohbeti sever, dervişlere hayran, iyiliklere meyli kuvvetli, olgunluk sahibi bir zât idi.

Meyl ü muhabbetleri çok ziyadedir: Güzelliklere meyli ve sevgisi çok ziyadedir.

İzhâr-ı nedâmet ü peşîmânî ile bâ-kemâl-i hüzn: Pişmanlığı açıkça görülen, bu sebeple çok hüzün sahibi olduğu anlaşılan.

Doğumlara, vefatlara, türbelere dair:

Zînet-sâz-ı âlem-i şuhûd olmuştur: Şehadet âlemini, yani bizim âlemi gelişiyle süslemiş, çok güzelleştirmiştir.

Riyâz-ı imkâna zînet vermiştir: Bu mümkinat âlemine yani bizim âleme dünya bahçesine güzellik vermiştir.

Zîver-bahş-ı mehd-i şuhûd olmuşlardır: Doğumuyla şahadet yani dünya âlemini süslemiştir.

Dünyaya, zînet-bahşâ olmuşlardır: Dünyaya emsalsiz başka bir güzellik bahşetmişlerdir.

Dünyaya revnak-efzâ olmuştur: Doğumuyla dünyayı süsleyerek zenginleştirmiştir.

Âlem-i şuhûda kadem-zen olmuşlardır: Dünya âlemine, teşrif etmiş ayak basmıştır.

İrtihâl-i dâr-ı nâim eylemek: Dünyadan naim cennetine göç etmek.

Dâr-ı cemâle intikâl eylemiştir: Cenab-ı Hakk’ın cemâlinin görüleceği ahiret âlemine naklolunmak.

Dâru’l cemâle azîm olmuştur: Cemâl âlemine ulaşmak için yola çıkmıştır.

Ziyâretgâh-ı ehl-i aşk u îmândır: Aşk ve iman ehlini ziyaretiyle zevk aldığı bir mekân bir türbe-i şeriftir.

Emâneti Vâcibü’l-Vücud’a teslîm eyledi: Allah’ın verdiği ruh emanetini tek hakiki varlık olan Allah’a teslim eyledi.

Âlem-i bekâya intikâl eylediler: Bâki olan ahiret âlemine naklolundular.

Ziyâretle şeref-yâb oldum. Meşâmm-ı cânım ondan bû-yı ma’nâ almıştır: Ziyaretle şeref duydum. Can burnum ondan mana kokuları almıştır.

Kabr-i münevveri: Nurlu kabri

Azm-i gülistân-ı bekâ eylediler: Baki olan, gülistan olan ahiret âlemine doğru yola çıktılar.

Âlem-i bekâya rıhlet etmiştir: Baki âleme göç etmiştir.

Ale’s seher imsâk-ı hayat eylemişti: Sabah erkenden dünya hayatından çekilmiş, göç etmiş.

Hz. Vassaf’ın hissiyat ve sitayişleri ile bazı eserlerine dair:

Her nerede nâm-ı şerîfî yâd olunsa gönlüm mühtezz olur: Her nerede mübarek ismi geçse gönlüm muhabbetten ve zevkten titrer.

Nâm-ı âlîleri zikr olundu mu, kalb-i hazinim ihtizâza gelir: Yüce isimleri anıldıkça hüzünlü kalbim zevkle, hazla titremeye başlar.

Tarz-ı ifâdeden müteessir olarak: İfade tarzından, şeklinden etkilenmiş, üzülmüş olarak.

Şu âlem-i fânide ibkâ-yı nâmına hizmet etmek üzere kütüb-hâne-i aşk u irfana yadigâr olarak tevdi eylemiştir: Bu geçici âlemde, namı kalıcı olsun diye aşk ve irfan ehline hizmet etmek üzere bir hatıra olarak eserini kütüphaneye hediye etmiştir.

Teberrüken bir iki parçasını derç ile tezyin-i sahife ederim: Eserden birkaç bölümü naklederek sayfamızı süsleyelim.

Nâm-ı bülendleriyle tezyin-i sahife-i hürmet edilecek olan: Güzel nâmlarıyla hürmet, muhabbet sayfalarını süsleyecek olan.

Müellif-i fâzıl u muhteremi, el-hak tebrîk ve tebcile elyakdır: Bu eserin hürmet ve fazilet sahibi yazarı her türlü tebrik ve methe çok lâyıktır.

Her beyti, bir gencine-i ma’rifet ü hikmettir: Her beyti bir hikmet ve marifet hazinesidir.

Valideleri sâlihât-ı ümmetten bir hanım idi: Anneleri ümmetin saliha kadınlarından idi.

Sûfiyenin medâr-ı fahrıdır: Kendisi tasavvuf ehlinin iftihar kaynağı ve sebebidir.

Urefâ-yı kiramdan bir zât-ı âlî-kadr olduğuna: Allah’ın ikramını kazanmış âriflerden çok kıymetli, yüce bir kimse idi.

İltifat ve sahâbetine mazhar oldu: Kıymeti sebebiyle büyüklerin iltifat ve dostluğunu kazandı

Efâdıl-ı fuzâladan ve erbab-ı aşktan idi: En yüksek fazilet sahiplerinden, aşk erbabı-ehli idi.

Meşhur-ı âlem: Herkes tarafından bilinen.  

Medhiyye-i fakîrânem: Tasavvufta fakir Allah’tan gayrı kimseye muhtaç olmayana denir. Medhiyye-i fakîrânem diyerek Hz. Vassaf tevazu göstermiş oluyor.

Bütün uşşâk müstefîd ve müstefiz olurlar: Bütün Allah âşıkları istifade eder ve feyz alırlar.

Vâlide-i muhteremelerinin taht-ı terbiyesinde kalmak: Mübarek annelerinin terbiyesi altında yetişmek.

…hazretlerinin berekât-ı hüsn-i nazar u terbiyeti ile perverde oldu: Bir mübarek zatın hüsn-ü nazarının (güzel bakış) bereketiyle terbiye ve nimet sahibi oldu.

Manzume-i mubâreke: Çok zevk ve feyiz kazandıran bir manzume, şiir.

Temenni, niyaz, dua:

Bâkî, mübârek ellerinizden öper, arz-ı ihlâs u ihtirâm eylerim efendim: Bundan sonra mübarek ellerinizden öper, hürmet ve bağlılığımı arz ederim efendim.

Cenâb-ı Hak muîn ü dest giriniz olsun. Bu emr-i azîmi ikmâle muvaffak buyursun: Allah (c.c.) yardımcınız ve elinizden tutan olsun, bu büyük işi tam anlamaya muvaffak buyursun. Başarılı olasınız.

Mübarek ellerinizden öper, aşk niyâz ederim, sultânım: Mübarek ellerinizden öper, Allah aşkımın artması için yardım isterim sultanım.

Kelamımız fasih, kelimelerimiz latif, yazılarımız selis olsun. Sefine-i Evliya’da adı geçen mübarek hazerata ve Hüseyin Vassaf üstadımıza rahmet ve mağfiret niyazıyla… Himmetleri hazır olsun…

Source link

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu