Kültür - Sanat

“Evlerin içinde dinden geriye ne kalmıştı?”: Taha Kılınç’ın Doğu Türkistan Seyahatnamesi üzerine

Kılınç’ın bu kitapla sadece bir haftalık bir “turistik” gezi, iyi planlandığında ve bölge hakkında iyi bir araştırma yapıldığında ne kadar verimli olabileceğinin güzel bir örneği. Kitapta hem merak uyandıran ve dolayısıyla okuru kendine çeken, sürükleyici bir gezi günlüğü var; hem de aralara uygun şekilde serpilmiş, bölgeye dair tarihi veriler var. Bu ikisinin mezcedilmesi eseri ayrıca değerli kılıyor.

Kitabı okurken Doğu Türkistan tarihini aslında neredeyse hiç bilmediğimi fark ettim. Evet çoktandır gündemimizde, ama maalesef tarihini, kültürünü hemen hiç bilmediğimiz bir coğrafya. İslam bağıyla bağlı olduğumuz fakat hiç tanımadığımız bir toplum. Eser bu noktadaki boşluklarımızı giriş düzeyinde de olsa gidermeye çalışıyor ki buna hepimizin ihtiyacı var.

Taha Kılınç Kitabı Doğu Türkistan uzak geliyor gözümüze. Fakat ashab döneminde dahi gidilen ve İslam’ın tarihinin işte ta o ashab zamanına kadar gittiği bir coğrafyadan bahsediyoruz. Yani uzaklık mazeret değil, hele de bugün…

Kılınç’ın bu kıymetli şahitliği Doğu Türkistan’ın özellikle son 10 sene içinde geçirdiği mecburi dönüşümlerin birinci elden bir belgesi hüviyetinde okunabilir. Kimi zaman haberlerde duyup da aslını bilemediğimiz dini ve kültürel baskı ortamını gözleriyle görüp kalbiyle hissetmiş Taha Kılınç. Bölgeye ondan sonra giden YouTuber bir ailenin (Kozanlar) görüntülü kayıtları da onun yazdıklarını teyid ediyor ve bunları video halinde görme imkanı tanıyor.

Kimi zaman İsrail’in Filistin’de yaptığı zulümleri andıran, kimi yerdeyse onu dahi aşan bir zulümden bahsediyoruz. Silahlı çatışma yok, fakat belki çok daha beteri; dini asimilasyon, sindirme, psikolojik savaş var. Tüm bunlara rağmen Doğu Türkistan’ın dünya gündemine hak ettiği ölçüde girememesi de elbette düşündürücü.

Tadımlık bir alıntıyla sizi kitapla baş başa bırakıyorum:

“Bu çocuklar kimdi, kimindi? Nereye aittiler? Nereye ait olduklarının veya olmaları gerektiğinin farkında mıydılar? İslam coğrafyasının başka yerlerinden haberleri var mıydı? Oralara dair ne hissediyorlardı? Namazsız, duasız, inançsız, tamamen materyalist bir eğitim sisteminin çarkının içinden geçtikten sonra, yolları nereye çıkacaktı? Aileler çaresizliklerini neyle telafi ediyordu? Evlerin içinde dinden geriye ne kalmıştı? Uygurların geleceğini kimler şekillendirecekti? Uygurlar ne zamana kadar ve kaç nesil boyunca “Müslüman” olarak kalacaktı?”

Abdullah Taha Orhan yazdı…

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu