Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu cevaplıyor: Adalet nedir?


Adalet nedir?
Bizi takip eden dostlarımıza bir perspektif vermemiz lazım. Mutlak zaman ve mekândan bağımsız, yukarıda duran bir adalet var da bunun tanımını yapmaya çalışıyoruz, bu çok zor bir şey. Zaman nedir? Hani metafizik bir sorgulama. Diyelim ki: saat bir zamandır. İşte biyolojik zaman var. Işık hızıyla ölçtüğümüz zaman var. Bir de bütün bunlardan bağımsız olarak zaman nedir? O çok çetrefilli bir konu.
Bunu niye söyledim? Şunun için söyledim: Adalet dediğimizde hangi zaviyeden baktığımızı, hangi perspektiften baktığımızı önce karşımızdaki insana ihsas ettirmemiz lazım. Marksis bir perspektiften baktığınızda değişir. Hiçbir kavram kültürün üstünde mutlak uzayda yer almıyor; vektöreldir hepsi. Belli bir hareketin içindedir hepsi. Siz o vekteröl uzayı bilmezseniz yapacağınız tanım biraz lafzi düzeyde kalır.
O açıdan ben kişisel olarak bu kavramlara hangi noktadan bakıyorum; noktayı nazarı nedir onu ihsas ettirmem lazım. Yani şöyle diyelim, belki daha iyi anlaşılır: Öte dünya inancı olmayan bir insanın adalet kavramıyla, öte dünya inancı olan bir insanın adalet kavramı aynı olmaz. Bunu siz fark edin ya da etmeyin! Şuna benziyor bu; bir bilgisayar ekranında seyrettiğimiz hareketlerin arka tarafında bir kod vardır değil mi? Bir yazılım vardır ancak biz bu yazılımı görmeyiz. O yazılım orada duruyor halbuki. Biz hareketlere bakarız. Dolayısıyla da günlük hayatta biz bu kavramların tezahürlerine bakarız, hareketlerine bakarız ama onların arkasında kodlar var aslında. Bunun bilincinde olmayız.
Adalet ve benzeri başka kavramlara -hangi kavram olursa olsun- hangi zaviyeden baktığımızı, hangi noktayı nazardan baktığımızı belirtmemiz gerekiyor. Bu birazda bizim bazen popüler kültürde felsefe nedir, neye göre, kime göre? Hikmet nedir, neye göre, kime göre? Zaman nedir, mekân nedir, adalet iyilik nedir, ahlak nedir? Binlerce görüş var… Bir Feminizm kavramı için 19 tane farklı tanım var. Yani o açıdan bu işler çok lineer; çizgisel değil. Hatta sat’i diyoruz biz; yüzeysel yani iki boyutlu da değil, üç boyutludur. Dolayısıyla üç boyutlu bakmakta fayda var. Gördüğünüz gibi zor bir giriş yaptım.
Mehmet Akif Ersoy: Şöyle düşündüm: Evrenseldir, adalet… Arayışı da öyledir, özlemi de öyledir.
İhsan Fazlıoğlu: Evrensel, politik bir kavramdır. Hiçbir felsefi kavram evrensel olmaz. Tümel olabilir. Bunlar ayrı şeyler. Adalet kavramı evrensel bir kavram değildir, tümel bir kavramdır. Genel bir kavramdır. Universal kelimesi İngilizcede hem tümel hem evrensel anlamına geldiği için biz onu hep evrensel tarafıyla tercüme ediyoruz. Bu doğru değil! Kültürlerden bağımsız mutlak kavramlar yok. Bize bu bir yerden verilmiyor ki! Ne tarlada yetiştiriyoruz ne de uzaydan geliyor! Kültürler üretiyor.
Rasyonalite diyorsunuz. Her kültürün kendine ait bir rasyonalitesi vardır. Bunun altında zemin olarak insanın bilinçsel yapısından, bu bilinçsel yapının transantantal, aşkın, ortak zemininden kaynaklanan bazı yapılarımız var. Hepimiz oturup konuşabiliyoruz. Ortak zemin olmazsa konuşamayız. Ama bunların ötesinde hepsi inşaidir. Kültür inşai bir faaliyettir. Kuruyoruz onu…
İslam Medeniyet yerine temeddün diyorum ben. Medeniyeti kavram olarak pek sevmem. Bu açıdan baktığımızda adalet; İslam temeddünü perspektifinden yani bakış açısının inşa ettiği yapılardır. O bakış açısını değiştirdiğinizde o yapılarda yapboz tahtası gibi değişir. Ama belli bir döneme hâkim kültür o kavramları sanki evrenselmiş gibi dayatır bize. Evrensel insan hakları, evrensel adalet, evrensel… Ne bu? Neye göre adalet?
Genelde adaleti ne ile karıştırıyoruz? Hak’la karıştırıyoruz, hukukla karıştırıyoruz. Halbuki adalet daha farklı bir şey. Yani iki kişi kavga etti, mahkemeye gitti; hâkim dinledi ve dedi ki: “Sen haklısın!” Buna adalet diyoruz! Adalet bu değil. Bu hak… Adama hakkını verdiniz, o kadar.
Adalet nedir o zaman?
Şudur adalet, İslam temeddünü zaviyesinde: Toplumun ürettiği her alandaki artı değerleri kamusallaştırmak ve elden geldiğince paylaşmak…
Yani diyelim ki bilimsel bilgi üretiyoruz, teknoloji üretiyoruz, dini bilgi üretiyoruz, iktisadi değer üretiyoruz. Bunların belirli ailelerin, belirli gurupların, belirli sınıfların elinde toplanmasına izin vermemektir adalet.
Dolayısıyla adalet çok farklı bir şey.
Bu çerçeveden baktığımızda mesela, günümüzde adalet olabilir mi? Bir insan ya da bir aile ya da bir gurup 100 milyon dolar kazanırken, öbürü 1 dolarla geçiniyorsa burada adalet yoktur.



