Eğitim İş: AYM’ye Meslek Kanunu’nun eğitime, eğitimciye ve yasaya aykırılıklarını anlattık


Öğretmen adının olduğu fikirlerinin yok sayıldığı sözde meslek kanunu Anayasa Mahkemesi’nde görüşülürken, meslek nöbetimizde ters kelepçeyle göz altına alınmıştık! Demokrasi adına bir utanç yaşanmıştı! Geç de olsa, 8 ay sonra bugün AYM’nin daveti üzerine sözlü görüşümüzü sunduk.
Anayasa Mahkemesi’nin tarihinde bir ilk olan sözlü savunmamızda, ÖMK’nın eğitim bilimlerine ve yasaya aykırılıklarını anlattık, eğitim emekçilerinin gerçek ve haklı taleplerini ilettik.
Alanlarda olduğu gibi gerekçelerimizi somut ve bilimsel dayanaklarıyla birlikte üst yargıda detaylı bir şekilde dile getirdik.
Görüşmelerin başlangıcında, sözlü açıklamaların tamamının tüm taraflarca dinlenilmesini talep ettik. Ancak bu talebimiz kabul görmediği gibi Anayasa Mahkemesi önce Milli Eğitim Bakanı ve Bakanlık yetkililerini ardından Eğitim-Bir-Sen ve Türk Eğitim-Sen’i birlikte dinledi. Son olarak da Eğitim-İş ve Eğitim-Sen olarak salona aynı anda alındık, sözlü açıklamalarımızı ayrı yaptık.
Temelde eğitim emekçilerine tamamına yakınının, mesleki onuruna hakaret olarak gördüğü bu garabet kanunu birilerinin savunur hale gelmesi, olumlu adım olarak görmesi, bu garabet sistemi var edenlere bizzat tek laf edemeyip kısmi eksiklikleri var iddiası ile faili başka yerde arayanları hayretle izliyoruz, kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.
Sözlü açıklamamızda özet olarak;
Devlet vatandaşlarına verdiği hizmette, onların güvenini zedeleyici düzenlemeler yapamaz. Devlet hizmeti yanlış, eksik ve güven azaltıcı olamaz dedik. İyi öğretmen, kötü öğretmen gibi bir algı yaratılmaması gerektiğini, eğitim ortamlarında birlikteliğin ve çalışma barışının önemini vurguladık.
Öğretmenlerin ekonomik, özlük ve sosyal sorunlarına çözüm üretmek yerine öğretmenleri birbiri ile yarıştırıp, yarışı kazananları ise kısmi maaş artışı ile ödüllendirmektedir. Kariyer basamakları uygulaması eğitim hakkının ihlaline de yol açmaktadır.
Bu haliyle eğitim bilimine ve anayasaya aykırı olan, çalışma barışını bozan, öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran, öğretmen, öğrenci ve veliyi ayrıştıran bu kanunun iptal edilmesi gerekliliği son derece açıktır. Ancak Yüksek Mahkeme tarafından verilecek bir iptal kararında ayrıca kanun koyucuya yol gösterecek şekilde de bir gerekçeye yer verilmesi gerektiğini vurguladık. Aksi takdirde bu kanunu mesleğin onuruna bir saldırı olarak gördüğü için sınava başvurmamış ya da kanunda yer alan kriterleri sağlayamadığı gerekçesiyle ünvanlardan kaynaklanan ek ücret farkını alamayan yaklaşık 500 bine yakın kamu ve 200 bine yakın özel sektör öğretmenin telafisi mümkün olmayacak şekilde mağduriyeti söz konusu olacaktır.
Hepimiz biliyoruz ki eğitimcisinin itibar görmediği bir ülkenin, eğitim sisteminin iyi olma ihtimali; eğitim sistemi iyi olmayan bir ülkenin de dünya ülkelerinden itibar görme ihtimali yoktur!
Ülkemizde öğretmenlerin geçinemedikleri, saygı göremedikleri, mesleki haklarını alamadıklarını, maalesef ki kendi meslek kanunlarında bile düşüncelerinin dikkate alınmadığını görüyoruz!
Öğretmenlerin sınava girmelerinin asıl sebebi de ekonomik kaygılardan kaynaklanmaktadır. Tüm öğretmenlerin ekonomik kaygıdan uzak eşit işe eşit ücret ilkesine uygun, insanca yaşayacak bir gelire sahip olmaları mesleğin gereğidir.
Öğretmene sınavla uzmanlık vermek zaten bir uzmanlık mesleği olan öğretmenliği de küçük düşürmektir. Öğretmenlerin uzmanlık belgesi diplomalarıdır.
Tüm dünyada başöğretmen unvanlı bir liderin kurduğu tek ülke olan Türkiye Cumhuriyetinde başöğretmen kavramını yerli yersiz kullanmak Cumhuriyet kavramlarını ve bize emanetlerini değersizleştirmek anlamına gelecektir. Bu ülkenin tek Başöğretmeni, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür!

