Kültür - Sanat

Bugün ile asr-ı saadet arasındaki 14 asırlık mesafeyi ortadan kaldıran kitap

Hindistanlı âlim Muhammed Yusuf Kandehlevî, 20 Mart 1917’de Delhi’de doğdu. Kendisi birçok âlim ve sufînin yetiştiği bir aileye mensuptur. Kandehlevî “Hazratci” lakabıyla tanınmıştır. İlk eğitimini Cemaat-i Teblîğ’in kurucusu olan babası Muhammed İlyas Kandehlevî’den aldı. Hayatının ilk dönemlerinde aldığı eğitimler sayesinde iyi bir hadis ve fıkıh âlimi olarak yetişti. Sonrasında tasavvufa da meyletti. Yirmili yaşlarının başında tebliğ faaliyetlerine başladı ve 1944 yılında babasının vefatı üzerine Cemaat-i Teblîğ’in başına geçerek kendisini tamamen tebliğ ve irşad faaliyetlerine verdi.

 Tebliğ faaliyetleri hızla yayıldı ve başta Suudi Arabistan olmak üzere diğer Arap ülkelerine tebliğ amaçlı ziyaretler düzenledi. 1950’den itibaren sistemli bir şekilde İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’ya tebliğciler gönderildi. 1960 yılına doğru Afrika ve Asya’nın diğer ülkelerine yayılan Cemaat-i Teblîğ, Kandehlevî zamanında dünya çapında bir hareket hâline geldi. Ancak bu hareketin etkilerinin 1970’li yılların sonlarına kadar Hint kökenli Müslümanlarla sınırlı kaldığı bilinmektedir.

Kandehlevî, yirmi yılı aşkın süre Müslümanların kendilerini ıslah etmeleri ve İslâm’a dönerek dini samimiyetle yaşamaları için dünyayı dolaşarak toplantılar düzenledi. Vefatından bir süre önce tekrar ilmî çalışmalarına döndü. 2 Nisan 1965’te Lahor’da vefat etti ve cemaatin Delhi’de Bastinizâmeddin semtindeki genel merkezine defnedildi.

Kandehlevî toplantılarında çoğunlukla Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve sahabelerinin hayatlarından örnekler verirdi. Sahabe efendilerimiz ve yaşadıkları dönem hakkında derin bir bilgiye sahipti. Bu bilgileri Hayâtü’s-Sahâbe adlı kıymetli eserinde bir araya getirmiştir.

Bugün ile asr-ı saadet arasındaki 14 asırlık mesafeyi ortadan kaldıran kitap

Kandehlevî kıymetli eseri Hayâtü’s-Sahâbe’yi Arapça kaleme almıştır. Eserde hadis, siyer, tarih ve tabakât kitapları gibi kaynaklardan derlenen rivayetlerle Peygamberimizin ve sahabenin örnek hayatından kesitler sunmuş, kıssaları derleyerek bir araya getirmiş, onların dinî gayretleri ve mücadelelerini anlatmıştır.

Peygamberimiz ve ashabının hayatı ve tarih içinde yaşadığı olayları anlatan eser bizlerin imanın hakikatini, Allah ve din sevgisini örneklerle görebilmemizi sağlar. Kitap âdeta o asrı tasvir eder. Sahabenin hayatını, onların özelliklerini, ahlâklarını ve hatıralarını canlı tutar. Okuyan kişi anlatılanları yüreğinde hisseder. Bu mükemmel tesirin sebebi onu yazanın ilminden ve onu yazarken gösterdiği dikkatten kaynaklanmaktadır. Kitabı okuyan biri kendisini sahabenin yerinde hayal edebilmektedir. “Sahabe” dediğimiz kişi artık bize asırlarca uzakta değildir. Hatta “o olsa şöyle yapardı” diyeceği kadar tanıdığımız biridir. Sadece bu tanışıklık hissi bile eserin kıymetini anlamamız için yeterlidir.

Eser, dört ciltten oluşmaktadır. Birinci ciltte Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabının Allah yolunda mücadelesinden, hicretten ve cihattan bahsedilmektedir. İkinci ciltte Ashab-ı Kiramın mallarını Allah yolunda harcadıklarından, nefsanî arzularından sıyrılmalarından bahsetmektedir. Eserin üçüncü cildinde ashabın ahlâk ve sîreti, gayba imanları ve ilme verdikleri ehemmiyetten bahsedilmektedir. Son olarak dördüncü ciltte ise ashabın dualarından, hutbelerinden, Müslümanlara nasihatlerinden bahsedilmektedir.

Kitapta Ashab-ı Kiram farklı açılardan farklı başlıklarla ele alınmış, sadece hayatlarından değil onların hayata bakışlarından, hayat pratiklerinden bahsedilmiştir. Bu belki de eserin en önemli yanıdır. Yolunu kaybetmiş, doğruyu bulmakta zorlanan bir insan sahabilerin hayatına bakarak hakka ulaşabilir. Ashab-ı Kiram bu yüzden gökteki yıldızlara benzetilmiştir. Bir nevi bizlere onları takip etmemiz tavsiye edilmiştir. Ancak bu onları tanımadan mümkün değildir. Onların rehberliğine başvurabilmek ancak onları tanımakla mümkün olabilir. İnsan sevdiklerine onları andıkça ve tanıdıkça yakınlaşır. İşte bu eser, Sahabe efendilerimizi tanımamıza, yollarını takip etmemize, andıkça onlara yakın olmamıza vesile olacak bir eserdir.

Kitabı okuyan kişi, iman lezzetini tattığını hissedebilir. İnfakta yarışanları, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için her şeylerini feda etmeye hazır olanları, güçten düşünceye kadar ibadet edenleri tanıyınca onlara benzemek ister. Çünkü onlar da aynı şeylere iman edip aynı cennete taliplerdi. Onların hayatını okuyan okuyucu da onlar gibi yaşamak, onlar gibi düşünmek isteyecektir.

Abdullah b. Ömer’in şu sözünden Ashab-ı Kiramın hayatlarını bilmenin ne kadar önemli olduğunu anlayabilmemiz mümkündür: “Doğru bir yol tutmak isteyenler, daha önce geçenlerin yolunu tutsunlar. Onlar, Peygamberimizin dava arkadaşları sahabilerdir. Onlar, bu ümmetin en hayırlıları, ilim bakımından en engin, gönülleri tertemiz ve tekellüfsüz insanlardır. Onlar öyle üstün bir topluluktur ki Allah onları, seçkin Nebisi için hususî olarak tercih etmiş, dinini bu mübarek toplulukla temsil ettirmiştir. Öyle ise, haydi siz de onların ahlâkını ahlâk edinin, onların yolunda yürüyün. Zira onlar, başka değil son peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabıdır. Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki onlar dosdoğru bir yolda yürümüşlerdir.”[1]

En güzel öğretmenin talebeleri

Sahabiler Resulullah’ın talebeleridir. Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)dizinin dibinde oturmaya nail olmuş, sohbetini dinlemiş ve O’ndan en güzel dersleri almış seçkin kullardır. Dini en güzel ağızdan dinleyip öğrenmiş müstesna talebelerdir. Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatı bize büyük bir örnektir. Kendisi bir baba, eş, akraba, dost, komşu, eğitimci, tâcir, komutan ve en önemlisi de kul olması hasebiyle bizlere en büyük ve en güzel örnektir. O’nun yolunu takip eden Allah’ın izniyle hezimete uğrayanlardan olmayacaktır. Sahabe efendilerimiz de en güzel örnekten dinimizi öğrenmişlerdir. Her birinde Peygamberimizin izlerini görmek mümkündür. Allah’a ulaştıran yollarda hepsi birer önder, birer rehber olmuşlardır. Çünkü hepsi Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) terbiyesinden geçip onun feyziyle büyüdüler. Onlar tıpkı dağın güney yamacındaki çiçekler gibi güneşten doğrudan doğruya istifade edenler, sonra gelenler ise dağın kuzey yamacındaki çiçekler gibi bizzat güneşten değil, ancak aydınlığından faydalananlardır.

Onlar ki vahyin gelişine bizzat şahit oldular. Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çoğu zaman yanında bulundular. Bize O’ndan haberler ulaştırdılar. Bütün insanlık âlemini nura, hidayet ve saadete eriştirmek için gönderilen Kur’an-ı Kerim’i ilk defa onlar dinlediler. Onlar tıpkı Efendimizin olduğu gibi Kuran’ın da ilk talebeleri olma şerefine eriştiler. Kur’an-ı Kerim’de çoğu kez Rabbimiz tarafından övülmüşlerdir. “Lakin peygamber ve emrindeki müminler mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bunları görüyor musun, bütün hayırlar işte onlar içindir. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir. Allah onlara altından nehirler akan cennetler hazırladı. İçlerinde sonsuza dek kalacaklar. İşte o büyük kurtuluş budur.”[2]

Aramızda asırlar olsa da kıymetli eserler vesilesiyle Peygamberimizin arkadaşlarını tanıyıp onları takip edebilme duası ile…

 


[1] Ebu Nuaym, Hilyetü’l Evliya, c: 1, 305, 306

[2] Tevbe Suresi, 88-89

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu