Kültür - Sanat

‘Bizim Klasikler’den Muhammediye’ye dair 2

Muhammediye sahibi Yazıcıoğlu Mehmed (Muhammed) 15. yy. ilk yarısında yetişen Sultan II. Murad (1421-1451) ve kısmen Fatih Sultan Mehmed devirlerini idrak eden Molla Fenâri (v.1430) Akşemseddin (v.1458) Molla Yegan (v.1436) gibi zamanın meşhur ulemasından, meşayihinden ve ehli tasavvuflarındandır. Amil Çelebioğlu hocamızın Muhammediye kitabından iktibas edip, aynı başlıklı 10.06.2023 tarihli ilk yazımızda yayınladığımız bir manzume var idi. Gelibolu’daki (Gülibol) Yazıcızadeler türbesini tamir ve ihya eden Sultan Abdülmecid Han’a dair bu kaside okunmaya değer.

Aziz ecdadımızın ulema ve urefası mânâları câmî olduğundan eserleri de öyle. Anadolu, Rumeli, Bakü, Bağdat, Şam, Basra halk irfanının ana membalarından biri çok şey anlatıyor. Bunlardan Hz. Resulullah Efendimizin Hatice validemiz evinde vahye mazhar oluşunun anlatıldığı kısmı nakledelim dedik:

“Beşiktaş Yahya Efendi Dergâhı hulefasından Abdulhay efendinin kızı Hatice Suat Hanım ana dili Arapça âlime bir kadın. Ne sorarsan cevap verirmiş. Babasının yanında medfun. Fatih’te bir apartmanda otururmuş. Diyormuş ki, “Bizim apartmanda kimse ile anlaşamıyorum. Dilleri Türkçe değil, uydurma dil kullanıyorlar. Bazılarının Ömer Nasuhi Hoca gibi konuşması gerçek Türkçe onu çok iyi anlıyorum” dermiş. Bu altmış yetmiş yıl öncesinin beyanı. Bugün dilimiz daha da zayıf ve fakir oldu. Kelime zayiatımız çok. Ama öğrenmekten başka çaremiz de yok. Dil öğrenenler bilirler. Lisan öğrenmenin iki şartı var. Evvela öğrenme lüzum ve zaruretine inanmak. Sonra da emek ve vakit sarf etmek”.

Anlama müşkülatını bütün muteber eserlerimizde çekiyoruz. “Etme ar öğren, oku ehlinden” denilmiştir. İnsan günde bir kelime öğrense, yılda akrabalarıyla beraber 1500’e yakın kelime eder. Bu da işimizi kolaylaştırır. İlim zevki emsalsiz bir zevk, biz de bu yazının altına lügatçe koyduk iş kolaylaştı.

 

Pes ondan Hatice yüğürdü yayan            yüğürdü: koşardı

Varıp Varaka’ya etti onu beyan

*

Ki rahipti çok dili bilmiş idi

Ki Tevrat’ı İncil’i bilmiş idi

*

Sevindi işiticek ol muteber

Gelip dedi ver ya Muhammed haber

*

Haber verdi pes gördüğünden Resûl

İşitti onu Varaka kıldı kabul

*

Dedi bil ki Namus-ı Ekber’dir ol

Ki tâvûs-ı küddûs-ı ekberdir ol                

*

Ki Musa’ya İsa’ya gelmiş durur

Şu dem ki nübüvvet verilmiş durur

*

N’olaydı eriştireydi Hak beni

Şu vakte kim ihraç edeler seni

Dedi kavmim ihraç ediser midir

Koyup hakkı bâtıl gidiser midir

*

Dedi her beşer kim nübüvvet eder

Onun kavmi ona adâvet eder

*

Pes andan kesildi geri Cebrayil

Zaman oldu gelmedi vahy-i Celîl

*

Be-gâyet hazin oldu andan Resûl

Şunun gibi kim bezdi candan Resûl

*

Karar eylemezdi gece gündüzün

Dilerdi ki dağdan ata kendözün

*

Gözüktü gözüne geri Cebrail

Getirdi geri ona vahy-i Celîl

*

Dedi Ya Muhammed ki sensin Resûl

Niçin hâtırını tutarsın melûl

*

Meğer verdi bir gün haber Mustafa

Muhammed Resulullah ol bâ-vefa

*

Ki bir savt işittim semadan gelir                        savt: ses

Geri bir ferişte havâdan gelir                            ferişte: melek

*

Sema ile arzın arasındaydı

Oturmuş idi kürsü üstünde idi

*

Nazar kıldım ona geri anladım

Yüzün gördüm onu sözün dinledim

*

Ki bildim onu bu melektir kim ol

Ki bir kez Hira’da edipti nüzul                          nüzul: inmek, gelmek

*

Geri emr-i Subhânî’den geldi uş                        uş: şimdi

Geri vahy-i Rabbanî’den geldi uş

*

Yenâbi-i hikmet onun ol Âziz u Hakîm               Yenâbi-i hikmet: Hikmet menbaı

Makaalîd-i rahmet onun ol Kerim ü Rahim         Makaalîd-i rahmet: rahmet kilidi

*

Çü gördü onu eyledi pes fezâ                           fezâ: korkma, ağlama

Veli kılmadı kimseye hiç cezâ

*

Dedi örtünüz haşyet ettim çü ben                      haşyet: korku

Hadice dedi ya Muhammed ki sen

*

Sılalar kılıcısın erhâma sen

Rahimler edicisin eytâma sen         eytam: yetimler

Kelâmın nizamın kamu ber-kemal            ber-kemal: Noksansız

Edersin kamu işlere ihtimâl

*

Fakire tevâzu konuğa kerem

Tutarsın kamu âlemi muhterem

*

Dışın halk ile hüsn-i ahlâk ile

İçin Hakk ile zikr-i Hallâk ile

*

İlâhın çü Kuddûs-u ekber durur

Gelen belki Nâmus-ı ekber durur             nâmus-ı ekber: Cebrail a.s.

*

Yatarken bürünüp ridâ ve izâr                 ridâ ve izâr: örtü

Ederken Hakkın emrine intizar                intizar: bekleme

*

Girip geldi Cebrail etti nidâ

Selâmını Allah’ın etti eda

*

Ki Müddesir’in sûresin indirip                  Müddesir: örtünen. Bir süre adı.

Hakk’ın lütfuna kındırıp                          kındırmak: teşvik, tergib etmek

*

Eriştirdi evvel selâmın onun

Yetiştirdi sonra kelâmın onun

*

Çü Cebrail’i gördü ve anladı

İşit Ya Hatice ki geldi dedi

*

Hatice dedi açayım saçımı

Görem kim durur mu veya kaça mı

*

Eğer ol melekse olur gâyib ol                   gâyib: görünmez

Ve ger ola şeytan durur hâyib ol              hâyib: meyus, ümitsiz

*

Pes açtı saçından bir iki fetîl                    fetîl: Saç teli

Gözünden tolundu revan Cebrâil             tolundu revan: hemen kayboldu

*

Dedi ya Hatice ki gayb oldu ol

Dedi Ya Muhammed pes oldun Resûl

*

Gelendir sana bil ki Ruh-u Emin

Resulullah oldun ile’l-âlemin                   ile’l-âlemin: bütün alemlere

*

Bana arz et İslam müsülman olam

Hakk’ı hak bilem ehl-i iman olam

*

Çü arz eyledi geldi İslâma ol                    mutî: itaatkâr

Mutî oldu a’lâma i’lâma ol                       a’lâm: ilimler. i’lâm: duyurma

*

Pes evvel budur ehl-i imân olan

Resûlun elinde müsülmân olan 

Evliya Çelebi Seyahatnamesine göre Gelibolulular Yazıcıoğlu’nun Muhammediye kitabını hıfzetmeyi çok severler imiş. Sultan 2. Murad (1424-1451) ve Sultan Çelebi Mehmed (1402-1421) ömürlerini zevk ve sefa içinde beyhude geçirmemiş bir yandan hudutlarda zaferler kazanırken imar ve kültür eserlerine ilme ve sanata da önem vermişlerdir. 2. Murad Ebu’l Hayr vasfıyla anılagelmiştir. Daima alim şair ve sanatkarları himaye etmişlerdir. Şair ve edipler yıllık bir tahsisat verilmesi usulü Kanuni’nin veziri azamı İbrahim Paşa’nın vefatına kadar devam etmiştir.

Mevlid ve benzeri tipte dini mevzulu eserler Muhammediye’den önce de bulunmakla beraber nazımda küçük ölçüde kalmış idi. Onları Muhammediye ile karşılaştırdığımız zaman o kendi mevzu içinde 9 bin küsurluk beytiyle en hacimli ilk manzum Türkçe eserdir diyebiliriz.

Muhammediyye asırlarca ve elan yaşamak bir naziri olmamak mazhariyetine erişmiş ve Süleyman Çelebi’nin mevlidi gibi kendi türünde tek kalabilmiştir. Müellifimiz de bunu hissetmiş olmalı ki, âlemi manada gördüğü şeyhi Hacı Bayram ağzından eserinin bir naziri olmadığını da tasrih eder: “Kopunca ta kıyamet bu kitabun / Naziri gelmeye bu afitabın”

Merhum Çelebioğlu hocamız Muhammediye’de Tasavvuf başlıklı 21 sayfalık bir kısım ayırarak mühim tasavvufi mefhumları izah etmiştir.

Bu mübarek kitabı telif eden Yazıcızâde’ye, onun üstadlarına ve bize ulaştıran Âmil Çelebioğlu hocamıza ve diğer ism-i şerifi geçenlere hürmet ve muhabbetle rahmet ve mağfiret niyaz ederiz.

Borlu Ahmed Kuddusi Hz.’nin (v.1850) teberrüken bir nât-ı şerifi:

Dil çeşmine göründi çü dîdâr-ı Muhammed

Toğdı gönül iklîmine envâr-ı Muhammed

*

Mevlâya dem-â-dem iderin hamd ü şükür kim

Lutf eyleyüben kıldı beni yâr-ı Muhammed

*

Hem virdi bana şevkini fazlıyla o şâhın

Oldum çü bugün bülbül-i gülzâr-ı Muhammed

*

Sabr idemeyüb firkatine şehrine vardım

Büldân-ı cihân eşrefidür şâr-ı Muhammed

*

Lâyık değil isem de beni kıldı mücâvir

Mihmânına ikrâm ü atâ kâr-ı Muhammed

*

Çün âdetidür cûd u kerem lutf u mürüvvet

Dâreynde şeref izzeti züvvar-ı Muhammed

*

Kuddûsîye Hak ışkını bahş eyledi anın

Dilinde Hudâ zikri vü güftâr-ı Muhammed

Serinin ilk yazısını okumak için tıklayınız.

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu