Kültür - Sanat

Anadolu’da yağmur duası

Milletimizin inanışına göre yağmur, Allah’ın kullarına ihsanıdır, rahmetidir, bereketidir. Ol sebepten eskiler yağmura yağmur yerine “ab-ı aziz” demişler, “mağfiret” demişler. Günahları arttığı, hakka-hukuka riayetin azaldığı devirlerde Allah rahmetini esirger, yağmur yağmaz ve kıtlık tehlikesi baş gösterir. İşte böyle dönemlerde yörenin ileri gelenleri veya din adamlarının çağrısıyla yağmur duasına çıkılır. Genel olarak kuraklık dönemlerinde çıkılan yağmur duası törenlerine, Sinop ve civarında her sene hasat zamanının bol ve bereketli geçmesi için bahar başlangıcında çıkılır.

Günümüzde yağmur duası merasimleri hemen her bölgemizde farklı şekillerde yapılmasına rağmen bir kısım temel değerler ortaktır. Bu değişikliklerin kökünde, her bölgenin ananesinin ve din adamlarının kuvvetle tesiri vardır. Günümüzde yağmur duasına çıkış; bütün bir köyün veya büyük bir topluluğun katılmasıyla yapılan uygulama ve çocukların toplanarak yaptıkları uygulama olmak üzere iki şekilde yapılır. Büyüklerin yağmur yağdırma merasimlerine çoluk çocuk herkes katılır. Vakit, bazı yerlerde sabah namazı sonrasıyken bazı yerlerde Cuma namazı çıkışıdır. Yağmur duasına çıkılmasına karar verilince hazırlıklar yapılır. Çeşitli yörelerde farklılıklar gösteren bu hazırlıklar, oruç tutma, Mevlit okutma, yemekler hazırlama, kurban kesilecekse kurbanı temin etme, kurban sonrası toplu yemek için kaplar hazırlama, yağmur duası için suya atmak üzere taşlar toplamaktır. Bu taşların sayısı hemen her bölgede değişir. Kimi yöremizde yetmiş binken kimisinde yedi bindir.

Merasim toplu halde yağmur duası yürüyüşüyle başlar. Önde hoca yürür, cemaat onu izler. Bu yürüyüş esnasında elbiselerin ters giyildiği yerler de vardır. Dualar edilir, ilahiler söylenir. Duaya gidilirken çocuklar, ehil havanlar ve yavrular alınır. Bir müddet çocuklar analarından, hayvanlar yavrularından alınır. Çocuklar ağlar, hayvan yavruları meleşir. İhtiyarlar, zayıflar ve hastalar hazin dualar ederler. Cemaat bir meydan, bir tepe, bir dere kenarı, bu yoksa bir kuyu başında veya yağmur yağdıracağına inanılan bir yatının olduğu yerde toplanır. Eğer çevrede yatır yoksa toplanılan yer bir mezarlıktır. Çevreden toplanan taşlar 100 ya da 500’lük bölümler halinde torbalara doldurulur. Ağızları iyice bağlanır. Sonra taşların üzerine Kur’an okumayı bilenler tarafından “Ve hüvellezi yünezzilul gayse…” ayeti (Şura Suresi, 28) yazılır. Bazı bölgelerimizde sadece okunur. Taşların okunması bitince, çuvallara doldurulup arabaya yükletilir. Dua öncesi tövbeler edilir. Haksız yere alınmış şeyler varsa iade edilir. Fakirlere sadaka verilir. Allah’tan bütün Müslümanlar için mağfiret dilenir. “İstiska” için açıkta iki rekât namaz kılınır. Cemaat isterse ayrı ayrı namaz kılabilir. Namaz sonrası hutbe okunur. Hatip minbere çıkmaz. Yer de durarak, kılıç, ok veya bir sopaya dayanarak hutbe okur. Hutbeden sonra imamla birlikte bütün cemaat ayağa kalkar. İmam duaya başlar. Bu esnada herkes kollarını kaldırıp ileri uzatır, avuçlarının içini toprağa gelecek şekilde yere çevirir, bazı yerlerde şahadet parmakları göğü işaret eder. Yağmur duası sırasında özellikle eski veya kötü giysilerin giyilmesine, ceketlerin ve şapkaların ters giyilmesine dikkat edilir. Ayrıca duaya katılmış olanlar ellerini yere bakacak şekilde tutarlar. Duadan önce dikkat edilmesi gereken husus orada birbirine dargın olan hiç kimsenin bulunmaması gerektiğidir. Aksi takdirde duanın kabul olmayacağına inanılır. Bunun için öncelikle dargınlar barıştırılır. Hocalardan biri yüksek sesle “Birbirinize hakkınızı helal ediyor musunuz?” diye sorar ve sorusu olumlu şekilde cevaplanır. Böylece herkes birbiriyle helalleşmiş olur. Akabinde Kurbanlar Tekbirler le kesilir, ayrıca adakları olanlar da kurbanlarını burada keserler.

Bu esnada Anadolu’muzun bir kısım yerlerinde özellikle çocukların yatırın veya mezarlığın çevresinde yedi tur atmaları da bu merasimlerin şiarındandır. Sonra toplu yemek yenir, arta kalan yemekler fakire fukaraya dağıtılır. Kırşehir civarında yemekler yağmur yağdıktan sonra yenilir. Temelinde yağmur istemek için duanın yanı sıra yoksula yardım fikri de yatan güzel geleneklerimizden biridir bu. Daha sonra okunan-yazılan taşlar götürülüp tekbirlerle bir su kuyusuna veya dereye atılır. Başına da nöbetçi bırakılır. Rize ve civarında taşlar diğer bölgelerin aksine suyun üzerinde bekletilir. Eğer yağmur çok yağarsa taşlar sudan çıkartılır. Aksi halde yağmurun durmayacağına inanılır. Bazen üç gün üst üste bu merasim icra edilir. Eğer yağmur hala yağmazsa bu işlenen günahlara bağlanır. Bunların dışında gerçekleştirilen bazı uygulamalar da mevcuttur. Mesela; kuru bir at kafası alınır ve üzerine dualar okunduktan sonra yakandaki kurumuş gol yatağına gömülür veya kuyuya ya da bir dereye. Yağmurun çok fazla yağması durumun da ise bu at kafası bulunduğu yerden çıkarılır. Kimi yörelerde kaplumbağalar ters çevrilir, yılan, akrep yakılır.

Bu yağmur duası merasimleri Osmanlı’dan bugüne neredeyse değişmeden gelmiştir. Musahipzade Celal’in ‘Eski İstanbul Yasave Yavuz Selim Karakışla’nın arşivden bulup yayımladığı belgelerde bu apaçık görülür. Bu belgelerde özellikle II. Mahmud için yaygın olarak zikredilen halkın ona ‘gavur padişahı’ dediği fikrini tersyüz edecek şu hadise oldukça dikkat çekicidir. 1832 senesi nisan ayında Selanik naibi bulunan Şaranizade Abdullah Şakir Efendinin kaleme aldığı i’lamda; Rumeli bölgesinde nisan yağmurlarının yağmamasından dolayı defalarca yağmur duası yapılmasına rağmen bir netice alınamadığı, ümitlerin tükendiği anda Selanik’teki Numan Bey Medresesi Müderrislerinden Hoca Mustafa Efendi’nin rüyasında gördüğü II. Mahmud’un “Selanik’te bulunan Ayasofya Cami-i Şerifi’nde bulunan taşlardan toplayarak bunları okuyun ve sonra suya koyup yağmur duasında bulunun.” emri fermanını buyurması üzerine gereğinin yapıldığı ve heman Selanik civarına dört gün üç gece rahmet nazil olduğu yazılıdır. Şaranizade’nin bildirdiğine göre Selanik halka bu hadiseyi Sultan II. Mahmud’un kerametine ve işaretine yormuş. Bu vakanın gösterdiğini bir kez daha söyleyelim: II. Mahmud yukarıda bahsi geçen yaygın kanaatin aksine bir kısım halk nezdinde “veli padişahtır” Yağmur duasında elbiselerin ters giyilmesi, yağmur temsilleri, yağmur taşları gibi bir kısım merasimleri eski Türklerdeki “Yada Taşı” inancına, dolayısıyla Şaman adetlerine bağlamak eskiden beri bizde anane haline gelmiştir. Anadolu’daki her inancı-âdeti bir şekilde eski Şaman inançlarına bağlamak bu sahada araştırma yapanların çokça düştükleri bir yanılgıdır. Biraz da bu sahanın Şarkiyatçılar vasıtasıyla tanınmasından kaynaklanır bu durum şüphesiz. Menşei hakkında değişik rivayetlerin olduğu bu taş için kaynakların verdiği malumat birbirini tutmamaktadır. Anlatılanlara göre “Büyük Tanrı, Türklerin ceddi alasına sihirli bir taş armağan eder. Türkler istedikleri zaman bu taşla yağmur, kar yağdırır, fırtınalar estirir.” Bu taş Şamanlar elinde bir güçtür. Bu sihirli taşı ve uygulamalarını Evliya Çelebi de gördüğünü söyler. Her meseleyi İslami bir çerçevede izah eden Evliya’mızın bu şahitliğini biraz aşağıda vereceğimiz malumattan haberi olmamasına verebiliriz. Bazı kaynaklarda ise Hz. Nuh’un Allah’tan Türklerin atası olan Yafes’e bir dua öğretmesini istediğini, Allah’ın da bu duayı kabul ettiğini, Yafes’in duayı unutmamak için bir taşa yazdığını ve istediği zaman bu duayı ederek yağmur yağdırdığı yazılıdır. Bizce Yada Taşını aslı esası budur. Kanaatimiz odur ki, menşei Hz. Nuh’a dayanan bu anane Yafes’in torunları olan Türklerin çok Tanrılı dinlere inandığı devirlerde içerik olarak farklılaşıp, la-dini hale gelmiş, milletimizin İslamiyet’le şereflendiği devirlerde ise asli hüviyetine dönmüştür. Bugün taşlara yazı yazma adetinin kökü birilerinin ısrarla vurguladığı gibi eski Şaman inançlarına değil, Hz. Nuh’a dayanmaktadır. Çocukların yaptığı yağmur duası ise faydalı bir oyun şeklindedir. Mükellef çağa ermemiş çocuklar-günahsız oldukları için-yağmur duasını yaygın olarak ilkbahar veya yaz aylarında yaparlar. Bazen de havalar kurak gittiğinde semt, mahalle ya da köy çocuklan kendi çevrele rinde toplanırlar. Ellerine aldıkları bakraç, kova, çuval vb. kap kacaklarla ev ev dolaşırlar. Dolaşırken de bir yandan ezgili bir şe kilde yöre yöre değişen şu ezgileri söylerler.

“Gökten Allah göndere

Gökten yağmur indire

Tekneler hamur istiyor

Fırınlar somun istiyor

Ver Allah’ım ver

            Bir suluca yağmur

            Tarlada çamur

            Fırında hamur

            Bir suluca yağmur

Ben anamın ilkiyim

Derelerde dikiliyim

Ver Allah’ım ver

Bir suluca yağmur

            Yağmur yağmur yağ ister

            Kaşık kaşık bal ister

            Analar ekmek ister

            Çocuklar güdük ister

            Gökten rahmet Yerden bereket”

Topladıkları yiyecekleri bu kaplara korlar. Hiçbir ev geçilmez. Bu sesleri duyanlar, yağ, pirinç, bulgur, keşkek, kıyma, et, tuz soğan, biber, ekmek, kazan, tava, tencere, tepsi ve kepçeleri çocuklara verirler. Toplananlarla birlikte çevrenin belirli türbesine- türbe yoksa mezarlığa veya su kenarına giderler. Büyüklerin de yardımıyla toplanan yiyecekler pişirilir, yenilir içilir, konuya komşuya dağıtılır.

Arapçada “İstiska” adı verilen yağmur duası bilindiği gibi Kur’an’a değil hadislere dayanır. Yukarıda bahsi geçen Anadolu’muzdaki yağmur dualarında Hz. Peygamberin sünnetinin merkeze alındığı açıktır. Yer yer, milli ananelerimizden olan güzel adetler dahi sonradan bu merasimlere eklenmiştir.

Emin İlbeyli

Kültür dergisi, Sayı: 9

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu