Muhalifliği unutulmasına sebep oldu!

Yüksek lisansa yeni başladığım 2002 yılında, M. Ertuğrul Düzdağ Hocaya, “fikrî sürecimize katkı yapacak bir konu çalışmak istediğimi” söyleyince: “Çerkeşşeyhizade Halil Halid Bey adında bir zât var. Sait Halim Paşa, Mehmet Akif kadar önemli birisi, onu tavsiye ederim” demişti.
Halil Halid’in tekrar hatırlanmasında Ertuğrul Düzdağ’ın katkısı
İsmi ilk defa duyuyordum. Ancak önemli olmasa hoca tavsiye etmezdi. Yine de, “acaba tez konusu olacak kadar hakkında bilgi var mıydı?” sorusu aklımın bir köşesine takıldı. İlk araştırmalara başladık. Sağ olsun Ertuğrul Bey, yıllar içinde Halil Halid’e dair rastladıklarını fişleyip bir kenara ayırmış. Özellikle Osmanlı Türkçesiyle yayımlanmış gazete ve dergilerdeki yazılarına dair fişler, bu sahadaki kaynaklara ulaşmayı hayli kolaylaştırdı. Zaten meselenin içine girince oldukça zengin bir hayatla ve bolca metinle karşı karşıya bulduk kendimizi.
Metinlerin sadeleştirilmesi ve latinize edilmesi işiyle ailece uğraştık. Ertuğrul Bey, metin okumalarında, tashihlerde, kaynakları değerlendirmede evinin kapılarını açıp saatlerce zaman ayırdı. Hasılı kelam, böyle bir ismin tekrar hatırlanmasında, kendisini mensubu olduğu inanç ve düşüncenin hayat bulmasına adayan Ertuğrul Düzdağ’ın katkısı çok büyüktür.
Düşünce ufkumuzu nasıl zenginleştirebiliriz?
II. Meşrutiyet devri fikir adamlarından olan H. Halid Bey’in hayatını araştırdıktan sonra nice kıymetli fikir adamının unutturularak adeta diri diri gömüldüğünü fark ettim. Çanakkale’yi yeniden idrak ettiğimiz bu günlerde kaybolan hayatları anarken; yok sayılıp, bedenleriyle birlikte birikimlerini de toprak altında bıraktığımız fikir adamlarıyla da yeniden temasa geçmemiz, düşünce ufkumuzu zenginleştirmek adına kıymetli bir faaliyet olacaktır. Bedenler yok olsa da fikirler ve onların muhafızı eserler bundan beri kalabilmektedir. Şimdi bunları tekrar toprak altından çıkarmalı ve kuşanmalıyız. Özellikle II. Meşrutiyet dönemi bu bakımdan hayli zengin bir periyottur.
II. Meşrutiyet dönemi niçin önemli?
Osmanlı aydınları, Batı karşısında yenik düşmeye başladıklarını fark ettikten sonra bu sıkıntının aşılabilmesi için çareler üretmeye çalışırlar. II. Meşrutiyet dönemi aydınları ise, devleti kurtarmak için girişilen uzun soluklu bu düşünce maratonunun son halkasını oluştururlar.
Osmanlı Devleti’nin çöküşünden kısa bir süre önceye tekabül eden bu süreç, adeta bir yığın halinde bulunan fikrî birikimin, tasnif edilerek düzenli programlar haline dönüştürüldüğü bir süreç olur. Birinci Dünya Harbi ile birlikte tarih sahnesinden çekilen Osmanlı Devleti’nin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti de yolunu çizerken bu dönemde üretilen fikrî birikimden önemli ölçüde faydalanmıştır.
Ancak bu dönemde ortaya konan düşünce birikiminden yeterince istifade edilmiş olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Özellikle daha sonraki dönemde mensubu bulunduğu düşünce akımının siyasi alanda tesirini kaybetmesi sebebiyle, muhalif konuma düşmüş veya geri plana itilmiş birçok düşünürün birikimi gerektiği gibi incelenememiştir. Hâlbuki tarihimizin kritik noktalarından birisini oluşturan II. Meşrutiyet dönemi aydınlarının fikrî birikimleri, millî tecrübe açısından son derece büyük bir önem arz etmektedir. İşte Halil Halid Bey de, bu çerçevede incelenip fikirlerinden istifade edilmesi gereken önemli mütefekkirlerimizden birisidir. Çünkü kendisi muhalif kalınca fikirleriyle beraber unutulmaya terk edilenlerdendir.
Halil Halid’i anlatmaya devam edeceğiz.
Kurtuluş Öztürk haber verdi



