Devletin temelinde milletin ruhu vardır
“İslâmiyet sadece inanç ve ibadet değil, bütünüyle bir hayat tarzıdır. İslâmiyet medeniyettir ve Müslüman toplumun kültürünü belirler.” Yılmaz Özakpınar‘ın İslâm Medeniyeti ve Türk Kültürü eseri, işte bu İslam algısı ve anlayışı çerçevesi içerisinde ilerliyor.
İnsanın durumlar ve nesneler karşısında kavramlar ürettiğini ve bu kavramların da tanımlanmasından ziyade nelerden ortaya çıkıp nelere hizmet etmek için kullanıldığının önemli olduğunu belirten yazar, kavramlaştırmanın ve kullanımın da İslâmî boyutlarıyla yapılması gerektiğini belirtiyor.
Yılmaz Özakpınar’ın çalışmasında tamamında, Kur’an ve Sünnet merkezli bir yorumlamayı görebilmekteyiz. Ağırlıklı olarak kültür, medeniyet ve inanç kavramları etrafında konuların tartışıldığı kitapta yazar tüm kavramları Müslüman duruşuyla açıklarken, öte yandan da Batının bu kavramlara yaklaşımını karşılaştırmalı bir yöntemle izah ediyor.
Kültür kavramıyla başlayan Özakpınar, bu kavramın maddî ve manevî şeklinde ayrılamayacağını, kültür öğelerinin insanın bir zihin faaliyeti olduğu için manevî olacakları gerçeğinin gözden kaçırılmaması gerektiğini belirtiyor. Kültürün doğmasına imkân veren zihin, manevî bir planda olduğundan ve maddî denilen kültür öğelerinin tasarım ve tahayyülü de manevi bir planda olduğundan bütün kültür öğelerinin manevî olduğunu belirtir. Eğer bir ayrım yapılacaksa bunun maddi-manevi şeklinde değil somut-soyut şeklinde yapılmasının kültür araştırmacılarının işini daha kolaylaştıracağı vurgulanır. Özellikle Batılı araştırmacıların teşkilat, bilim ve teknolojide ileri düzeyde oluşları, kendilerini “medenî” olarak da ileri bir düzeyde görmelerini sağlamış, bunun kültür öğeleriyle ilgili olduğu gerçeğini görememişlerdir. Batılı bilim adamlarının teşkilat, bilim ve teknolojideki gelişmelerle kendi toplumlarına benzemeyen toplumları medeniyetten uzak görmelerinin, medeniyeti teorik olarak kavramlaştırmada acze düşmüş olmalarından kaynaklandığını, oysa bütün medeniyetlerde muhasebesi yapılmış bir inancın olduğuna vurgu yapar. Medeniyetin temeli bir inanç, toplumsal temeli, o inanca bağlı ahlâk nizamıdır. 
Kuralların kaynağı belirsizlikleri gideren bir inançtır
Toplumların hayatı, iyi ya da kötü, düzen ve istikrarı sağlayan kurallara dayanır. Ve toplumlarda kuralların kaynağı, belirsizlikleri gideren bir inançtır. Belirsizlikler toplumun ortaklaşa bağlandığı bir inançla giderilmezse, davranışlar tereddütlü ve tutarsız olur. Böyle bir ortamda toplum düzeni ve istikrarı mümkün değildir. İşte bunun içindir ki her toplumun yapısının temelinde bir inanç vardır. İnanç, doğa ortasındaki hayatın anlam verilemeyen, esrarengiz görünen birçok yönüne açıklama getirir. Kültürün bütünlüğü denilen nitelik, kültürün, kültür öğelerini seçen ve bir arada tutan bir inanç ve ahlâk nizamına bağlı olmasından başka bir şey değildir.
İslamiyet’in Türk toplumunu yeniden yapılandıran bir inanç ve ahlâk nizamı olduğuna vurgu yapan yazar, aile hayatı, akrabalık ilişkileri, ticaret ve çalışma hayatı, hukuk ilişkileri, düşünce ve sanat faaliyetleri gibi hayatın her yönünün bu inancın verdiği ruh enerjisi ve getirdiği nizam ile şekillendiğini belirtir. Bir olan Allah’a iman noktasında birleşme ve Kur’an ahlâkına ve Hazreti Peygamberin sünnetine göre hayatın belirsizliklerinden kurtulma, topluma muazzam bir manevi kuvvet kazandırmıştır. Bu manevi kuvvet, devlet teşkilatına yansımış ve devlet, Hak yolunda çalışmanın azmiyle beslenerek büyümüştür.
Bir devletin sosyal yapısının temelinde milletin ruhu vardır. İslamiyet’in kabulünden bu yana milletin ruhu her devirde ve daima tevhid olmuştur. La ilaheillallah Muhammeden Resulullah, Türk milletinin ruhudur. Türk tarihinden gelen güzel nitelikler bu ruhla öylesine birleşmiştir ki son iki yüz elli yılda peşpeşe gelen sarsıntılar, Türk milletinin birliğini bozamamış ve bağımsız yaşama azmini kıramamıştır. Türk milletinin gücü çok derinden Allah’a bağlı olmasından gelir. Bin yıldır Türk kültürünü yoğuran bu kuvvettir. Türk milletinin mayası olan bu kuvvet kaba ve acımasız bir kuvvet değil, iyilik ve merhamet dolu bir kuvvettir. Çünkü bu kuvvetin kaynağı, Allah’a teslimiyettir.
İslam fertlerden hareket eder; fertleri cemaate götürür. İnsan fert olarak iman eder. Fakat Müslüman için din kardeşi demek, bütün farklılıkları aşarak ruhen kaynaşacağı bir insan demektir. Camide aynı safta omuz omuza olduğu insanı, o insan kim olursa olsun kardeş hissetmemiş bir yabancı, bir Müslüman için din kardeşi olmanın ne demek olduğunu asla bilemez. İmanda kaynaşma duygusunu İslam kadar verebilmiş bir başka din yoktur.
İslamiyet, sadece inanç ve ibadet değil bütünüyle bir hayat tarzıdır. İslamiyet medeniyettir ve Müslüman toplumun kültürünü belirler.
Ancak kendi medeniyetimize tutunarak ayakta kalabiliriz
İnsanlığın başlangıcı vahşet değil, medeniyettir. İlk medeniyet, Allah’ın medeniyetidir. Allah, medeniyetini insanlara bildirmiş; kardeşlik, iyilik ve adalet içinde yaşamayı öğütlemiştir. İlk insan, Allah’ın medeniyetini benimseyerek, medenî bir insan olarak hayata başlamıştır. Medeniyet, bir inanç ve ahlâk nizamıdır. Kültür, medeniyetin sağladığı ruh enerjisiyle ve telkin ettiği değerler sistemi çerçevesinde yapılan insan fiillerinin ürünü olan her şeydir. Medeniyet, kültürün kaynağıdır.
Batı medeniyeti karşısında Türk toplumunun ancak ve ancak kendi medeniyetine, İslam medeniyetine sarılıp tutunarak ayakta kalabileceğini kitabın farklı yerlerinde tekrar tekrar hatırlatan yazar, bin yıldır bu medeniyetin etkin ve faal bir temsilcisi olan Türk toplumunun başka hiçbir medeniyeti benimseyemeyeceğini belirtir. İslam inanç ve ahlak nizamının Türk toplumunun ruhundan sökülmesinin mümkün olamayacağını, Türk toplumunun da iki medeniyet arasında ufalanıp gitmemesi için medeniyetine sahip çıkması gerektiğini tekrarlar. Türk toplumunun haysiyet sahibi medenî bir millet olarak yaşaması, İslam medeniyeti bilincini canlı tutmasıyla mümkündür.
Yazar, son iki yüz elli yıldır süren kültür değişmelerinin, kendi medeniyetimizden yüz çevirme sebebiyle yaşandığını ve gelişigüzel kültür alımlarının medeniyetimizi sarstığını dile getirir. Çözülme sebebimizin ise toplumun dayandığı temelin bir inanç ve ahlâk olduğunun unutulması olduğunu vurgular. Medeniyetimizin kaynağı, toplum yapımızın temeli olan İslam’ın, bize şahsiyetimizi, karakter sağlamlığımızı, ruh enerjimizi, güzellik zevkimizi, sanatımızı, edebiyatımızı, sosyal ilişkilerimizdeki inceliği, ruh sükûnetimizi, ağır başlılığımızı, Allah’a tevekkülden ileri gelen güven duygumuzu, sabrımızı ve hayat görüşümüzü verdiğini; fakat şimdi ise insanlığın bu ilk ve tek hakiki medeniyetinin gerilik sebebi olarak görüldüğünü ifade eder.
İslamiyet’in tevhid ruhunu, millî varlığımızı ve şahsiyetimizi kaybetmek istemiyorsak, medeniyetimize sahip çıkmamız, onu ihyâ etmemiz lazımdır. O medeniyet İslam Medeniyeti’dir.
Yavuz Ertürk yazdı



