Ekonomi

Temel gelir: Açlık sınırı yükselirken bir çare mi?

Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’nun verilerine göre Türkiye’de açlık sınırı 19 bin 926 liraya, yoksulluk sınırıysa 59 bin 353 liraya çıktı. İktidar kanadıysa pek çok açıklamasında asgari ücrete temmuzda zam gelmeyeceğini belirtiyor.

Günümüzde açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Hal böyleyken Ayşe Buğra’nın ‘Temel gelir / Vatandaşlık geliri’ tartışmasını gündeme getirmek değerli. Zira, piyasa koşullarının ve kamu politikalarının yıllardır sağlayamadığı refahı belki de temel gelir yoluyla gerçekleştirmek mümkün.


Buğra’ya göre kavram şöyle:

“Temel gelirin, insanların içinde yaşadıkları topluma, toplumun eşit bireyleri olarak katılabilmeleri, toplumsal dışlanma tehdidi altında olmamaları için, her koşulda yaşamlarını sürdürmelerine yetecek bir gelire sahip olmaları gerektiği inancını yansıtan bir kavram olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, ‘temel gelir’ kavramı eşit vatandaşlık kavramıyla yakından ilgili, bu yüzden de zaman zaman ‘temel gelir’ yerine ‘vatandaşlık geliri’ kavramı kullanılıyor.”

Temel gelirin olmamasının toplumu her yönüyle etkilemesi Guy Standing’in ‘Neden bir vatandaşlık (temel) gelirine ihtiyaç vardır?’ sorusuna verdiği yanıtlarda da görülebilir. Standing’e göre Orta ve Doğu Avrupa’da gelir güvencesini etkileyen başlıca politika eğilimleri şunlar: (Derleyenler: Ayşe Buğra, Çağlar Keyder. Sosyal Politika Yazıları, İletişim Yayınları)

  • İşsizlik meşru kılındı ve işsizlik sigortası ödenekleri işsizlerin sadece küçük bir kısmına ulaşacak şekilde yürürlükte
  • Sosyal koruma için formel olarak bir sosyal güvenlik tabanı kuruldu fakat bundan yararlanma çerçevesi sürekli daraltıldı
  • Resmi asgari ücret, bir gelir güvencesi temelinden ödeneklerin değerini düşüren bir araca ve kamu sosyal harcamalarını kısıtlayan bir mekanizmaya dönüştürüldü
  • Düzenlemelerin ve yaptırımların yokluğu, enformel (kayıtdışı) ve özel sektörün büyümesini hızlandırdı. Bu da sosyal güvenliğin prim katkısı temelini aşındırdı.
  • Tüketici desteklerinin, okul kitapları ve okuldaki öğünler üzerindeki desteklerin kaldırılmasıyla evresel sosyal hizmetler ve gelir transferleri azaltıldı
  • Koşulların sıkılaştırılması ve pasif önlemler yerine aktif emek piyasası önlemlerine duyulan inanç aracılığıyla çalışmaya vurgu yapan politikalara sürüklenme başladı
  • Sosyal politikalar özelleşti: Emeklilik reformları, bazı hizmetleri özelleştirip fiyat belirlemesini piyasaya bırakma ve insanları özel emeklilik, özel sağlık hizmeti ve özel eğitimi seçmeye zorlamalar arttı

Tüm bu sebeplerle yoksulluk derinleşmeye devam ediyor. Dolayısıyla kamu politikalarının temel gelir üzerinden belirlenmesi zaruri hale geliyor.

Buğra’nın sarkac.org’da yayınlanan “Temel gelir neden çekici bir fikir?” başlığı altında temel gelirin gerekliliğiyle ilgili tespitleri şöyle:

1) İnsanları etiketlemeden destekliyor

İlk olarak, yoksullukla mücadelede etkili bir yöntem olduğu ama bir yoksul yardımı olmadığı için çekici. Temel gelir, bir yoksul yardımı değil, insanlara “Siz yoksul olduğunuz ve yoksulluğunuz kanıtlanmış olduğu için para veriyoruz” demiyor. İnsanların sahiden yoksul olup olmadıklarını, yardımı sahiden hak edip etmediklerini anlamak için onur kırıcı ihtiyaç tespiti yöntemleri kullanılmasını gerektirmiyor. Dolayısıyla insanların yardıma muhtaç yoksullar olarak damgalanmasını önleyerek, çoğu zaman devletin yaptığı yardımlarına da sızan hayırseverlik veya sadaka anlayışını dışlıyor.


2) İdari maliyeti düşük

İhtiyaç tespiti içermemesi, “Kim sahiden hak eden yoksul, kim değil?” sorularıyla uğraşmaması, “temel gelir”in başka bir çekici özelliğini, yani idari maliyetinin düşük olmasını da belirliyor. İhtiyaç tespiti, gayet bürokratik nitelikli ve pahalı bir süreçtir. O kadar ki bazen bürokratik harcamalar verilen nakdi yardıma yaklaşabilir hatta onu aşabilir. Bu açıdan temel gelir etkin bir yöntemdir ve bu yönüyle, piyasa ekonomisine inancı tam ortodoks liberal iktisatçıların da olumlu baktığı bir yöntemdir.

3) Hak eden insanlar desteğe mutlaka ulaşıyor

Ayrıca, ihtiyaç tespiti yöntemlerinin içerdiği bazen gayet karmaşık bürokratik süreçler, gerçekten gelir desteğine ihtiyacı olan insanlar açısından kaçırıcı bir nitelik taşır. Bu yüzden de “hak etmeyen almasın” diye uğraşılırken, hak eden pek çok insanın destekten yararlanmaması, yani yararlanma oranının düşük olması, sosyal politika alanında pek çok araştırmaya konu olmuş bir sorundur. Yoksulları değil herkesi hedefleyen temel gelir politikası bu sorunu ortadan kaldırır.

4) Çalışma durumundan bağımsız olması ile tembelliğe teşvik etmiyor

İkincisi, temel gelir yaklaşımı, gelir desteğinin çalışamayacak durumda olan veya işsiz kalmış olan insanlara yapılması, çalışanlara yapılmaması gibi bir yaklaşımı reddeder.  Bu çok önemli çünkü sosyal yardımlar konusundaki en önemli çekincelerden biri, yardımların insanları ‘tembelliğe teşvik etmesi’ korkusudur. Bu korku çok da temelsiz değildir, gerçekten de aldıkları yardımların kesileceğinden korkan insanların bulabildikleri düşük ücretli işleri kabul etmemeleri gayet rasyonel bir davranıştır. Çalışıp çalışmamakla ilgisi olmayan bir düzenli gelire sahip olunması durumunda, bu davranış aynı şekilde ortaya çıkmaz.

5) Bireylere özgürlük alanı tanıyor, sömürünün önüne geçiyor

Ama bu, temel gelir insanların istihdamla ilgili kararlarını, yani emek arzını, etkilemez demek değil. Etkiler, çünkü çalışmakla aç kalmak arasında tercih yapmak zorunluluğunu ortadan kaldırır. İnsanların çok düşük ücretle ve sosyal güvenceden yoksun olarak, çok ağır ve sağlıksız koşullarda, bazen hayati tehlike içerebilen işlerde çalışmayı reddedebilmelerine olanak tanır. Yani, işçinin işveren karşısındaki pazarlık gücünü arttırır, işçinin kabul edilemez, ya da edilmemesi gereken, biçimlerde sömürülmesini önler.

5) Hane içi eşitsizliklerle mücadelede de etkili

Temel gelirin çekici bir fikir olmasının üçüncü nedeni, bir aile yardımı değil bireylere verilen bir destek olmasıyla ilgili.

Eşitsizlik ve eşitsizlikle mücadele genel olarak hane halkı gelirleri üzerinden düşünülür. Bu da, hane içi eşitsizliklerin, özellikle kadınların toplumsal cinsiyet ilişkileri içindeki eşitsiz konumunun göz ardı edilmesine yol açar. Her bireyin asgari bir gelire sahip olması gerektiği fikri, bu açıdan önemlidir.

Temel geliri bu açıdan tartışan feminist düşünürler buna özellikle dikkat çekmişlerdir. Mesela Carole Pateman, feminist bir perspektifle, temel gelir tartışmasını ücretsiz kadın emeği, karşılığı olmayan eviçi emek konusundaki tartışmalara bağlar. Bunu yaparken de, eviçi emeğin maddi bir karşılığı olması gerektiğini savunan görüşlerin, geleneksel toplumsal cinsiyet temelli iş bölümünün sürdürülmesine destek olabileceğine dikkat çeker. Karşılıksız bir destek olan temel gelir, kadınların seçim olanaklarını kısıtlamaz. Kadınlara toplumsal cinsiyet temelli iş bölümünü reddetmek veya etmemek, ev dışında çalışmak veya çalışmamak özgürlüğü tanır. Yani kadınların özgürlük alanını genişletir.

6) Ekonomide istikrarı sağlayabilir

Temel gelir fikrinin başka bir çekiciliği, bir ekonomik kriz döneminde, mesela bugünkü küresel salgının yol açtığı ekonomik  daralma döneminde, temel gelir uygulamasının güçlü bir otomatik istikrar unsuru oluşturması.  ‘Sisteme içkin otomatik istikrar mekanizmaları’ konusu, Keynezyen iktisat düşüncesi içinde üzerinde durulan bir konu. Artan oranlı vergiler, işsizlik sigortası veya temel gelir gibi bazı ekonomik sistemlere içkin politikalar, bir ekonomik daralma döneminde gelirlerin, dolayısıyla harcamaların düşmesini sınırlayarak krizin derinleşmesini önleyen bir etki yaparlar. Burada temel gelir, özellikle dar gelirli kesim için önemli olduğundan daha da etkili olur. Bunun sebebi, gelirle tüketim harcamaları arasındaki ilişkinin gelir grupları arasında farklılaşmasıdır. Dar gelirli grup, yüksek gelirli gruplara nazaran, gelirinin daha büyük bir kısmını veya tamamını tüketim harcamalarına ayırır, tasarruf oranı daha düşüktür veya sıfıra yakındır. Dolayısıyla, temel gelir, bir daralma durumunda tüketim harcamalarındaki ve buna bağlı olarak istihdamdaki düşüşü sınırlar. Bu da, günümüzdeki temel gelir tartışmalarında dikkat çekilen noktalardan biri.

Buğra’nın eşitsizlik ve yoksulluğun çözümüyle ilgili düşüncesi şöyle: “Temel gelir uygulaması tek başına eşitsizlik ve yoksulluk sorunlarını çözemez. Bunun yanında mutlaka sağlık, eğitim, toplu taşımacılık sistemlerinin niteliği, konut politikası gibi konuların da dikkate alınması gerekir. Temel gelirin, bu alanlarda da anlamlı düzenlemeler getiren bir sosyal politikalar bütünü içinde anlam kazanan bir uygulama olduğunu düşünebiliriz.”

Kaynak

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
All Pages